Ege Bölgesi'nde Nerelerde Gezilir, En Güzel Hafta Sonu Keyfi
Ege Bölgesi'nde Nerelerde Gezilir, En Güzel Hafta Sonu Keyfi
Ege Bölgesi, kısa bir hafta sonuna bile çok şey sığdırabileceğiniz, doğa, tarih ve huzuru aynı potada eriten nadir bölgelerden biridir. Denizi, köyleri, antik kentleri ve sakin kasabalarıyla Ege; kalabalıktan uzaklaşıp nefes almak isteyenler için adeta bir kaçış rotasıdır. Hafta sonu planı yaparken uzun yolculuklar gözünüzü korkutuyorsa, Ege’nin kompakt ama zengin coğrafyası tam da aradığınız dengeyi sunar.

Efes Antik Kenti, Selçuk İzmir

Efes Antik Kenti, Selçuk İzmir

Ege Bölgesi'nde Nerelerde Gezilir? En Güzel Hafta Sonu Keyfi

Ege Bölgesi, kısa bir hafta sonuna bile çok şey sığdırabileceğiniz, doğa, tarih ve huzuru aynı potada eriten nadir bölgelerden biridir. Denizi, köyleri, antik kentleri ve sakin kasabalarıyla Ege; kalabalıktan uzaklaşıp nefes almak isteyenler için adeta bir kaçış rotasıdır. Hafta sonu planı yaparken uzun yolculuklar gözünüzü korkutuyorsa, Ege’nin kompakt ama zengin coğrafyası tam da aradığınız dengeyi sunar. Bir sabah deniz kenarında kahvaltı yapıp, öğleden sonra taş sokaklarda dolaşabilir, akşam gün batımını izlerken haftanın tüm yorgunluğunu geride bırakabilirsiniz.

İzmir ve çevresi, Ege hafta sonu kaçamaklarının vazgeçilmez durakları arasındadır. Alaçatı ve Urla, hem sakin atmosferi hem de şık ama abartısız mekanlarıyla kısa sürede dinlenmek isteyenler için idealdir. Alaçatı’nın taş evleri ve rüzgarı, Urla’nın bağları ve sahil yürüyüşleri insana zamanın yavaşladığını hissettirir. Daha sessiz bir rota arayanlar için Foça, Eski Foça’nın dinginliği ve denizle iç içe yaşamıyla öne çıkar. Burada amaç gezmekten çok durmak, izlemek ve dinlenmektir.

Ege’nin hafta sonu keyfini özel kılan bir diğer unsur ise küçük kasabalarıdır. Aydın’daki Şirince, dar sokakları ve köy havasıyla kısa sürede şehirden kopmanızı sağlar. Sabah kuş sesleriyle uyanıp, yerel lezzetlerle kahvaltı yapmak, ardından sakin bir yürüyüşle günü tamamlamak isteyenler için birebirdir. Muğla tarafında ise Akyaka, doğayla iç içe olmak isteyenlerin favorilerindendir. Azmak Nehri çevresinde yapılan kısa yürüyüşler ve tekne turları, hafta sonunu dolu ama yorucu olmayan bir hale getirir.

Tarihle iç içe bir hafta sonu geçirmek isteyenler için Ege Bölgesi eşsiz seçenekler sunar. Efes Antik Kenti, Bergama ve Afrodisias gibi yerler sadece gezilecek değil, hissedilecek alanlardır. Bu rotalar, hızlı tüketilen tatillerden ziyade, insana düşünme ve bağ kurma alanı açar. Hafta sonu için ideal olan bu destinasyonlar, kültürle dinginliği bir arada sunar.

Ege’de hafta sonu keyfi sadece gezilecek yerlerle sınırlı değildir; asıl mesele atmosferdir. Uzun sofralar, sakin akşamlar, aceleye gelmeyen sabahlar ve plansız yürüyüşler bu bölgenin ruhunu oluşturur. Ege’de hafta sonu geçirmek, daha çok azla yetinmeyi, anı yaşamayı ve yavaşlamayı öğretir. Bu yüzden Ege, sadece gezilecek bir bölge değil, kısa süreli de olsa yeniden denge bulabileceğiniz bir yaşam deneyimidir.

 

Ege Bölgesi’nde Nerelerde Gezilir? Bölge Bölge Detaylı Gezi Rehberi

Ege Bölgesi, her iliyle ve hatta her ilçesiyle farklı bir ruh taşıyan, kısa tatillerden uzun keşiflere kadar her planı besleyen çok yönlü bir coğrafyadır. Deniz, tarih, doğa ve sakin yaşam arayışı olanlar için Ege, tek bir rota değil; farklı beklentilere göre şekillenen birçok deneyim sunar. İşte bölge bölge detaylı şekilde Ege’de gezilecek yerler ve hafta sonu için ideal öneriler.


İzmir ve Çevresi: Şehirle Doğanın Dengesi

İzmir, Ege’nin kalbi olarak kabul edilir. Hem büyük şehir imkanlarını hem de kısa sürede ulaşılabilen sakin beldeleriyle hafta sonu kaçamaklarının merkezidir.
Alaçatı, taş evleri, rüzgarı ve dar sokaklarıyla hem romantik hem de enerjik bir atmosfere sahiptir. Kafeler, butik dükkanlar ve akşamları hareketlenen sokaklar kısa bir tatili dolu dolu geçirmenizi sağlar.
Urla, daha sakin ve yerel bir deneyim arayanlar için idealdir. Bağ yolları, sahil yürüyüşleri ve küçük restoranlarıyla yavaşlamayı öğretir.
Foça, kalabalıktan uzaklaşıp denizle baş başa kalmak isteyenler için birebirdir. Eski Foça’nın dinginliği, Ege’nin sade yüzünü yansıtır.


Aydın: Doğa, Köyler ve Tarihle İç İçe

Aydın, Ege’nin en huzurlu duraklarından biridir.
Şirince, taş sokakları, küçük şarap evleri ve köy havasıyla özellikle kısa süreli kaçışlar için tercih edilir. Sabah sessizliği ve akşam loş sokaklarıyla zamansız bir his verir.
Kuşadası, deniz tatiliyle tarihi birleştirmek isteyenler için uygundur. Yakınındaki Efes Antik Kenti, hafta sonuna kültürel bir derinlik katar.
Aydın’ın kırsal bölgeleri, doğayla baş başa kalmak isteyenler için sakin ve keşfedilmemiş rotalar sunar.


Muğla: Ege’nin En Zengin Tatil Coğrafyası

Muğla, Ege Bölgesi’nde gezilecek yerler denildiğinde en geniş seçenekleri sunan illerden biridir.
Akyaka, Azmak Nehri çevresinde şekillenen doğası ve sakinliğiyle hafta sonu için mükemmel bir tercihtir. Gürültüsüz, doğal ve huzurlu bir atmosfer sunar.
Datça, “yavaş şehir” ruhunu sonuna kadar hissettiren bir rotadır. Uzun sofralar, sessiz koylar ve sade yaşam arayanlar için idealdir.
Bodrum, daha hareketli bir hafta sonu isteyenler için uygundur. Ancak merkezden uzaklaştıkça sakin köyler ve koylar keşfedilebilir.


Manisa: Doğa ve Tarihin Sessiz Buluşması

Manisa, genellikle geçilen ama az keşfedilen Ege illerindendir.
Spil Dağı, doğa yürüyüşleri ve şehirden uzaklaşmak isteyenler için güçlü bir alternatiftir.
Aigai Antik Kenti, kalabalık olmayan tarihi rotalar arayanlar için saklı bir hazinedir.
Manisa, daha çok sakinlik ve doğayla baş başa kalmak isteyenler için uygundur.


Balıkesir (Ege Kıyıları): Sakin Sahiller

Balıkesir’in Ege’ye bakan kıyıları, daha az bilinen ama oldukça huzurlu rotalar sunar.
Ayvalık, taş evleri, Cunda Adası ve gün batımlarıyla romantik ve sakin bir hafta sonu için idealdir.
Cunda’da uzun yürüyüşler, deniz kenarında kahvaltılar ve akşam sessizliği Ege ruhunu güçlü şekilde hissettirir.


Denizli: Termal, Tarih ve Doğa

Denizli, Ege’de farklı bir deneyim sunar.
Pamukkale, hem doğal hem tarihi yapısıyla kısa sürede çok şey görmek isteyenler için uygundur.
Laodikya Antik Kenti, kalabalıktan uzak bir tarih gezisi arayanlara hitap eder.
Termal oteller, hafta sonu dinlenme planları için avantaj sağlar.


Uşak ve Kütahya: Keşfedilmemiş Ege

Bu iki il, klasik Ege rotalarının dışında kalır ancak sakinlik arayanlar için güçlü alternatifler sunar.
Blaundus Antik Kenti (Uşak), doğayla iç içe tarihi bir keşif sunar.
Kütahya, termal kaynakları ve sakin şehir yapısıyla daha çok dinlenme odaklı geziler için uygundur.


Ege’de Hafta Sonu Keyfinin Özeti

Ege Bölgesi’nde gezmek, “çok yer görmekten” çok ruhunu dinlendirmekle ilgilidir. Aceleye gelmeyen sabahlar, uzun kahvaltılar, plansız yürüyüşler ve sessiz akşamlar bu bölgenin temel karakteridir. Ege’de hafta sonu geçirmek, kısa sürede şehirden kopmak ve yeniden denge bulmak isteyenler için en güçlü seçeneklerden biridir.

Pamukkale Travertenleri, Pamukkale Denizli

Pamukkale Travertenleri, Pamukkale Denizli

Efes Antik Kenti ile Türkiye’de gezilecek yerler listesinin ilk beşine girebilecek Pamukkale Travertenleri, termal sularla oluşan bembeyaz bir şölen. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan travertenler, karbonat mineralleri içeren kaynak sularından oluşuyor. Sağlığa da birçok faydası olduğu için ülkemizin sağlık turizminde de ön plana çıkıyor. Kleopatra Havuzu ve Hierapolis Antik Kenti de Pamukkale Travertenleri’ni görmeye gittiğinde mutlaka görmen gereken yerler arasında. Bembeyaz manzarayı görmek için Pamukkale otobüs bileti alarak planlara başlayabilirsin.

 

Bodrum Kalesi, Bodrum Muğla

Bodrum Kalesi, Bodrum Muğla

Bodrum’un simgesi olan Bodrum Kalesi, 15. yüzyılda Saint John Şövalyeleri tarafından bir ada üzerine inşa edilmiş. Kalenin üzerinde bulunduğu ada, sonrasında kıyıya bağlanarak yarımada olmuş. Kalenin yapımında dünyanın 7 harikasından biri olan Halikarnas Mozolesi’nin taşları kullanılmış. 5 kulesi ve 7 kapısı olan kale günümüzde Su Altı Arkeoloji Müzesi olarak ziyaretçilerini ağırlıyor.

Ölüdeniz, Fethiye Muğla

Ölüdeniz, Fethiye Muğla

Dünya basınında yapılan gezilecek yerler listesine Türkiye’den Ölüdeniz mutlaka dahil ediliyor. Fethiye ilçe merkezine 11 kilometre uzaklıkta olan Ölüdeniz, doğal güzellikleri ve deniziyle gerçekten de bir görenin bir daha unutamayacağı bir yer. Sakin ve ılık suyuyla seni kollarına sarıyor ve asla ayrılmak istemiyorsun. Ölüdeniz’e gittiğinde Kelebekler Vadisi’ne de uğramadan dönme. Fethiye ve Ölüdeniz’den teknelerle gidebileceğin Kelebekler Vadisi’nde sessizliğin huzuruna kavuşacaksın. Şu an sessizlik ve huzur seni cezbettiyse Ölüdeniz otelleri araştırmaya koyul bakalım.

Ölüdeniz, Muğla ilinin Fethiye ilçesine bağlı bir mahalledir. Ölüdeniz kumsalı yüzde seksen iki oyla 2006 yılında Dünya'nın en güzel kumsalı seçilmiştir[1].

 

Belde, turizm açısından oldukça gelişmiştir. Likyalılarda ışık ve güneş diyarı, Ortaçağ'da "Uzak Diyar" olarak tanınır, Anadolu'nun güneybatısında yer alan Teke Yarımadası'da bulunur. Türkiye'de bulunan deniz kulağı (lagün) oluşumlarından biridir.

 

Ölüdeniz, adı gibi durgun bir göl niteliğindedir. En fırtınalı günlerde Belceğiz kıyıları dalgalarla boğuşurken, Ölüdeniz'de sadece çırpıntılar meydana gelir.

 

Ancak durgun gibi gözüken Ölüdeniz, gözle görünmeyen üç nedenle kendini hemen hemen her gün yenilemektedir. Bunlardan ilki, Ölüdeniz'de mevcut yoğun kaynak suyu çıkışları, dipte içeriden açıkdenize doğru bir akıntı yaratmaktadır. İkincisi, bu kaynak sularının yarattığı tuz farkından dolayı açıkdenizden içeriye ve dışarıya devamlı bir sirkülasyon oluşmasıdır. Üçüncüsü ise gel-git etkisi ile iki-üç günde bir deniz ortalama yarım metre yükselir ve alçalır. Bu da büyük miktarda deniz suyu giriş ve çıkışı sağlamaktadır.

 

Tarihçe

16 Kasım 1992 tarihinde belediye statüsü alarak beldeye dönüştü.[2] 12 Kasım 2012'de TBMM'de kabul edilen 6360 sayılı kanun ile mahalle oldu.[3]

 

Ulaşım ve konaklama

 

Ölüdeniz'deki kamp yerleri

Beldeye hem kara, hem deniz, hem de havayolu ile ulaşmak mümkündür. Antalya, İzmir, Ankara, İstanbul gibi merkezlerden Fethiye ilçesine düzenli otobüs seferleri yapılmaktadır. Dalaman Havaalanı da beldeye 45 dk mesafededir. Fethiye Ölüdeniz arası 12 km'dir. Fethiye'den beldeye düzenli ulaşım imkânları bulunmaktadır.

 

Beldede nitelikli birçok otel, pansiyon, ve kamp yeri mevcuttur. Her türlü deniz sporunun yapılabildiği beldede safari, dağcılık, yürüyüş ve rafting yapma olanaklarıyla birlikte Babadağ'dan 1969 metre ve 1400 metre yükseklikten "Yamaç Paraşütü" ile atlama imkânı da vardır.

 

Semtleri

Hisarönü

Fethiye-Ovacık karayolu üzerinde, çam ormanları içerisinde yer alan, köy niteliğindeki bu semt, otel ve pansiyon olarak 3000 civarında yatak kapasitesi ile gelişmiş turizm merkezlerinden biridir. Daha çok İngiliz turistlerin ilgi gösterdiği sakin bir dinlenme mahallesidir.

 

Ovacık

Ovacık şehir merkezine 6 km uzaklıkta. Ölüdeniz’e uzaklığı 5 km'dir.[4] Fethiye-Belceğiz-Ölüdeniz yolu üzerinde sağlı sollu pansiyon ve otellerin yer aldığı bu semt eski ve yeninin kaynaştığı bir turizm semtidir.

 

Belceğiz-Ölüdeniz

 

Ölüdeniz (Belceğiz) plajı

Ölüdeniz lagünün bulunduğu semttir. Kıyı bandı, Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığınca tanzim edilen Belceğiz'de modern tesisler yer almaktadır. Belceğiz semtinde her türlü konaklama yeme-içme ve eğlence, halka açık plajlarda da her türlü su sporu yapma olanağı vardır.

 

Belceğiz'in güneydoğu devamında KIDRAK Millî Parkı'nda iyi düzenlenmiş bir kamp yeri ve ötesinde Uzunyurt-Faralya mahallesi bulunmaktadır.

 

Belceğiz'in kuzeybatısında fotoğraflar çokça yer alan Kumburnu ve Ölüdeniz yer almaktadır. Bu yöre 1978 yılında Millî Park olarak belirlenmiş olup, 1. derecede doğal sit alanıdır. Kumburnu günü birlik dinlenme plajı olarak kullanılmaktadır.

 

Görülmeye değer yerler

Kelebekler Vadisi

8 Şubat 1995'te 1. derecede doğal SİT ilan edilen ve her türlü yapılaşmaya kapatılan kayalık ve çamlık vadide milyarlarca kelebeğin kayalarda, ağaçların gövdelerinde ve yapraklarında bulunup etrafı sarmasından dolayı bu ismi almıştır.[4]

 

Vadiye ulaşım Ölüdeniz'deki sahilden kalkan teknelerle sağlanır.

 

Gemiler Adası

 

Fethiye

Ölüdeniz beldesinde batısında ve takriben 7 km uzağındadır. Adada M.S. 5-13. yüzyıllarda yapıldığı anlaşılan Bizans ve Roma devirlerine ait ev, depo, sarnıç ve kilise kalıntıları bulunmaktadır. Gemiler Adası, korunması gereken tarihi değerlerden biridir.

 

Kaya Mahallesinin arkasındaki tepeyi aşarak gelen yol, sizi zeytin ve çam ağaçlarıyla çevrelenmiş bir başka güzelliğe, Gemiler Koyuna ulaştırıyor. Gemiler Koyunun tam karşısındaki kaplı St. Nicholas'a (Gemiler Adası) tekne ile geçebilir ve Bizans döneminden kalma kalıntıları görebilirsiniz. 1990 yılında bir Japon Arkeoloji Heyeti'nin Fethiye Müzesi ile birlikte başlattığı kazılarda gün ışığına çıkartılan buluntulardan, adanın erken Hıristiyanlık döneminde önemli bir ziyaret merkezi olduğu ve denizler azizi Nicholas’ın bu adada yaşadığı anlaşılıyor.

 

Fethiye

Antik çağda "Telmessos", yakın çağda "Meğri", 1934'ten itibaren Fethiye adını alan ilçe Roma-Bizans devirlerinden kalma lahitler, ünlü Aminthas tapınak mezarı ve müze turistlerin ilgisini çeken mekânlardır. Fethiye halk pazarı da son zamanlarda ilçeye gelen yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeri olmaya başlamıştır.

 

Ölüdeniz'de günübirlik deniz turları

Fethiye sahilinde ve Ölüdeniz sahilinde bulunan teknelerle yapılan gezilerde Aya Nikola Adası, Gemile Koyu, Karacaören, 12 ada ve Göcek'i gezmek mümkündür.

 

Yapılabilecek faaliyetler

 

Ölüdeniz'de yamaç paraşütü

Ölüdeniz'de yamaç paraşütü

1969 metre yükseliğindeki Babadağ'dan deneyimli bir pilot eşliğinde başlayan serüven 30-40 dakikalık bir uçuştan sonra Belcekız plajında tamamlanmaktadır. 1700 metre yükseklikteki uçuş noktasına ciplerle gidilmektedir. 25 km’lik toprak ve engebeli yol 50 dakika sürer. 1700 metrede rüzgâr yeterli değilse, 1900 metreye çıkılır. Tulum ve kasklar takılarak, pilota ve paraşüte bağlı harness (oturak)a oturulur, pilotun paraşütü çekmesiyle paraşütler şişer, birkaç adımlık koşuyla açılıp yükselinir ve uçmaya başlanır. Deneyimli pilotlar yamaç paraşütüyle 3500 metre yüksekliğe kadar çıkabilmektedir ve havada beş saat kalınabilmektedir. Yamaç Paraşütü organizasyonu yapan acenteler Ölüdeniz sahilinde bulunmaktadır.[4]

 

Ölüdeniz'de su altı dalışı

Ölüdeniz Belcekız'da bulunan dalış acenteleri ile günübirlik ve haftalık turlar düzenlemektedirler. Bu turlarla dalış sertifikaları almak mümkündür.

Dilek Yarımadası Milli Parkı, Kuşadası Aydın

Dilek Yarımadası Milli Parkı, Kuşadası Aydın

Dilek Yarımadası Milli Parkı, aslında Menteşe Dağları’nın Ege’yle buluştuğu yarımadaya verilen isim. Dilek adını ise 1237 metre yükseklikteki Dilek Tepesi’nden alıyor. Çam kokulu yolları aşarken sincaplar, kaplumbağalar ve yaban domuzlarıyla beraber mavi ve yeşilin dansına şahit oluyorsun. Parkın farklı yerlerinde bulunan seyir teraslarından harika manzaralar izlemek mümkün. Parkın içinde İçmeler, Aydınlık, Kavaklıburun ve Karasu adlı koyların plajlarında da Ege Denizi’nin mis gibi sularının tadını çıkarabilirsin.

 

Dilek Yarımadası - Büyük Menderes Deltası Millî Parkı, Aydın il sınırları içinde Dilek Dağı'nın Ege Denizi'ne uzandığı son noktada yer alan millî park. 27.675 hektarlık bir alana sahiptir. Bu alanın 10.985 hektarı 19.05.1966 yılında Millî Park ilan edilen Dilek Yarımadasına, 16.690 hektarı 1994 yılında Millî Park ilan edilen Büyük Menderes Deltasına aittir.

Karşısında Yunanistan'a ait Ege adalarından Sisam adası bulunan Millî Parkın Dilek Yarımadası bölümü, Samsun Dağları'nın Ege Denizi'ne doğru uzanan son noktasıdır. Jeolojik yapısı; Paleozoik şistler, Mezozoik kalkerler ve mermerler ile Neojen tortul kütlelerden meydana gelmiştir. Yarımadanın morfolojik yapısı içinde birçok tepe, vadi, kanyon ve koy bulunur. Ortalama 650 m yüksekliğe sahip yarımadanın en yüksek yeri Millî Parkın adını aldığı Dilek Tepe'dir (Mykale) ve 1237 m yüksekliğindedir. Millî Park adını bu tepeden almaktadır. Ayrıca kumlu, killi, yatık ve yüksek kıyı şekillerini içeren plajlarıyla ilgi çekici kıyı özelliklerine sahiptir.[1]

MÖ 9. yüzyılda İyon kentinin kutsal toplanma merkezi Panionion, antik Thebai kenti, Ayayorgi Manastırı, tarihi Doğanbey Köyü (Domatia) ile Karine, Hagios Antonios Manastırı ve Zeus Mağarası da Millî Park Sınırları içindedir.[2]

Yarımadanın güneyine bitişik olan Büyük Menderes Deltasının en önemli su kaynağı 584 km uzunluğundaki Büyük Menderes Nehridir. Delta, birkaç lagün, tuzcul bataklıklar ve çamur düzlüklerini kapsayan taşkın sahası özelliğinde önemli bir sulakalandır. Bu alan zengin biyolojik çeşitlilik, nesli tükenmek üzere olan canlıları ve endemik türleri barındırması nedeniyle uluslararası öneme sahiptir.

Millî Park, Uluslararası Sulakalanlar Sözleşmesi (Ramsar), Avrupa´nın Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarının Korunmasına Yönelik Sözleşme (Bern), Biyolojik Çeşitlilik Anlaşması (Rio) ve Akdeniz'in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi (Barselona) kapsamında korunan alan niteliğindedir. Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Millî Parkı, Önemli Kuş Alanı, Önemli Bitki Alanı ve Önemli Memeli Alanı olması nedeniyle aynı zamanda Önemli Doğa Alanıdır.

Flora

Hem Dilek Yarımadası hem de Büyük Menderes Deltası'nın barındırdığı farklı ve çeşitli fiziksel özellikler bitki örtüsünün de kısa mesafeler içerisinde farklı ve çeşitli olmasına yol açmıştır. Millî Park içerisinde 804 bitki türü belirlenmiştir. Bu bitkilerden 6'sı dünyada sadece burada görülür. Ayrıca dünyada sadece Türkiye'de bulunan 18 bitki türünü de barındırır. Akdeniz maki bitki örtüsünün hemen hemen bütün bitki türlerinin en canlı ve sağlıklı örnekleri yarımadada yer alır. Dilek Yarımadası, genelde yaygın olarak Kuzey ve Batı Anadolu'da yayılış gösteren Anadolu Kestanesi'nin en güneye indiği, Türkiye'de birkaç yerde bulunan Kartopu'nun, Finike Ardıcı'nın, Melez Pırnal Meşesinin ve Dallı Servinin küçük orman toplulukları meydana getirerek yetiştiği tek yerdir. Başka deyişle, Millî Park, Akdeniz'den Karadeniz'e kadar tüm Anadolu'da varolan bitki türlerinin doğal olarak bir arada görüldüğü biricik doğa müzesi olma özelliğini taşımaktadır. Bu benzersiz biyolojik çeşitlilik nedeniyle Dilek Yarımadası, Avrupa Konseyi tarafından “Flora Biyogenetik Rezerv Alanı” yani, bitki örtüsü açısından soyu tükenmekte veya genetik çeşitliliği çok azalmakta olan bir canlı türü ya da topluluklarını korumaya yönelik uluslararası düzeyde koruma alanı olarak kabul edilmiştir.

Millî Park'ta bulunan bitki türleri arasında ayrıca Karaçam, Kara Selvi, Erguvan, Defne,Sandal Ağacı, Zeytin, Meşe türleri, Akçaağaç, Ihlamur, Çınar, Zakkum,Kokarçalı, Hanımeli, Kavak, İncir, ahlat, Böğürtlen, Keçiboynuzu, Katırtırnağı, Dişbudak, Yasemin, Alıç, Menengiç, Sumak, Karaağaç, Funda ve Eğrelti otları sayılabilir.[3]

Fauna

Dilek Yarımadası 28 çeşit memeli, 42 çeşit sürüngen ve çok sayıda deniz canlısına ev sahipliği yapmaktadır. Ayrıca yarımada, nesli tükenmekte olan Anadolu Parsı'nın batıda yaşadığı son noktadır.[2] Bunun dışında Kurt, Tilki, Çakal,Sırtlan, Vaşak, Yaban kedisi, Porsuk, Sansar, Kirpi, Oklu kirpi, Yaban Domuzu, Kertenkele, Kaplumbağa, Kaya Kartalı, Deniz Kartalı, Şahin, Doğan, Martı, Karatavuk, Keklik, Kaya güvercini, Tahtalı güvercin, Yaban İneği, Yabani at, Tavşan, Su samuru, Akdeniz foku, Çulluk, Kerkenez, Yeşilbaş Ördek, Hazar sumrusu, doğaya terk edilmiş ve yabanileşmiş sığırlar ve atlar yarımadada yaşayan hayvanlar arasında sayılabilir.[2][3]

Cunda Adası, Ayvalık Balıkesir

Cunda Adası, Ayvalık Balıkesir

Arnavut kaldırımlı sokakları, sakızlı dondurması ve leziz balıklarıyla huzur dolu bir köşe olan Cunda Adası, gittiğinde dönmek istemeyeceğin bir yer. İster bahar aylarında ister yaz aylarında git her mevsim bir başka güzel. Deniz manzaralı Cunda otelleri uyandığında iyi ki gelmişim diyeceksin. Taksiyarhis Kilisesi, Ayışığı Manastırı ve tepeden Cunda manzarasına hakim olan Aşıklar Tepesi, Cunda’da gezebileceğin yerler arasında. Ayrıca Ayvalık’a da giderek Şeytan Sofrası’nı gezip Ayvalık tostu yiyebilirsin.

Cunda ya da Alibey Adası (Yunanca: Μοσχονήσι Moshonisi, Grekçe: Εκατόνησα Hekatonisa),[1] idari bakımdan Balıkesir'in Ayvalık ilçesine bağlı bir ada. Ayvalık koyundaki Ayvalık Adaları olarak adlandırılan irili ufaklı 22 adanın içerisinde yerleşime açık tek ada Alibey'dir. Türkiye'nin Ege Denizi'nde bulunan 4. büyük adasıdır. (1. Gökçeada, 2. Bozcaada, 3. Uzunada) Konumu gereği Batı Anadolu'da deniz yollarının kesişme noktasında bulunan bir adadır.

Tarihçe

 
Cunda Adası'nın Ayvalık kaymakamlığına bağlanmasına dair 9 Aralık 1852 tarihli irade.

Alibey Adası önce Cunda ve Moshonisia (Μοσχονήσια, Kokuluada) isimleriyle tanınıyordu. Piri Reis'in Kitab-ı Bahriyesi'nde bahsettiği Yund Adalarının bu bölgeye ait olduğu tahmin edilmektedir.

Adanın nüfusu 2000 yılı itibarıyla 3.000'dir. Ancak bu rakam yazın 20.000'e kadar çıkabilir. Adanın nüfusunun çoğunluğu Girit ve Midilli adalarından Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi zamanında göç eden Türklerden oluşmaktadır. Bu yüzden adanın yaşlı nüfusunun çoğu Yunancayı bilmektedir. Son yıllarda ada nüfusu, emeklilik günlerini sakin bir yörede geçirmek isteyen büyük şehir sakinleri tarafından arttırılmıştır.

Coğrafya

Alibey Adası'nın anakaraya bağlantısı iki ayrı köprü ile sağlanmaktadır. Dolap Boğazı mevkiinde 1964 yılında inşa edilmiş olan Türkiye'nin ilk boğaz köprüsü, Alibey ve Lale adalarını birleştirmektedir. Lale Adası ise anakaraya 1817 yılında denizin doldurulmasıyla yapılan 700 metrelik bir hemzemin bir köprü-yol ile bağlanmaktadır.

Ekonomi

 
Ada'nın restorasyon bekleyen kilisesinin merdivenleri
 
Cunda kafelerinden sahile bakış

Alibey Adası son yıllarda yerli turizm merkezleri arasına girmiştir. Özellikle sahil şeridindeki balık lokantaları ile bilinir. Günlük tekne gezileri sayesinde civar adalara ve adanın karadan ulaşılması zor bölgelerine gitmek mümkündür. Midilli Adası'na günü birlik seferler ise özellikle yaz aylarında yabancı turistlerin adaya ve Ayvalık'a gelmelerini sağlamıştır.

Ada halkının turizm yanında iki büyük geçim kaynağı vardır: zeytincilik ve balıkçılık. Ada zeytinleri özellikle zeytinyağı üretimi için uygundur.

Turizm

Alibey Adası doğal güzellikleri ve tarihi yapıları nedeniyle koruma altına alınmış ve 1976 yılında Ayvalık ve çevresindeki 17.900 hektarlık alan doğal ve tarihi sit alanı olarak kabul edilmiştir. Alibey Adası'nda mübadele öncesinden, Rum Ortodoks cemaatinden kalma birçok kilise ve manastır mevcuttur. Bu yapıların koruma altına alınması ancak Alibey Adası'nın tanınması ve restorasyon için sermaye aktaracak sponsorların adada mülk satın almaları ile mümkün olabilmiştir. Son olarak 'Aşıklar Tepesi' olarak bilinen mevkide bulunan değirmenin restorasyonu 2006 yılında tamamlanmış ve ziyarete açılmıştır. Adada, hâlen restorasyon için sponsor bekleyen pek çok tarihi eser bulunmaktadır.

Adadaki tarihi binalardan bazıları aşağıdaki gibidir:

  • Çamlı Manastır/Taksiyarhis Ta Çamya: Ada merkezinden yaya olarak ve Patriça yolundaki Ekşi Çeşme'nin solundaki yol izlenerek yarım saatte varılabilir
  • Koruyan Meryem Manastırı/ Panagias Tis Lekai :Ayvalık Dalyan Boğazı'ndan çıkışta sağda zeytin ağaçlarının arasından gözüken boğaza hakim manzaralı restore edilmiş özel mülk
  • Ay Işığı Manastırı/ Ai Dimitri Ta Salina: Patriça 2. köyden yürüyüşle 45 dakika mesafededir
  • Ayos Apostolos Manastırı/ Adaya giderken köprüyü geçtiğinizde soldaki sahil yoluna saptığınızda 500 metre mesafe sonra sağ yukarıdaki küçük tepeciktedir
  • Tavuk Adası Manastırı/Ayiu Ionnu Tu Podromu: Alibey Adası'nın karşısındaki Tavuk Adası üzerinde inşa edilmiştir
  • Güvercin Adası Manastırı/Ai Yorgi: Pateriça Körfezinin ortasında, andezitten oluşmuş küçük bir adanın üzerinde inşa edilmiştir
  • İlyas Peygamber Manastırı/Profit İliya: Köprünün Ada'ya giriş yönünde 200 metre sonra deniz tarafındadır; temel kalıntılarından az miktarı geriye kalmıştır.
  • Kızlar Manastırı/Evangelistriya
  • Panaya Kilisesi
  • Taksiyarhis Kilisesi
  • Hamidiye Camii

 

Kaz Dağları, Çanakkale ve Balıkesir

Kaz Dağları, Çanakkale ve Balıkesir

Çanakkale ve Balıkesir sınırlarında yer alan Kaz Dağları’nın tertemiz havasını hayatında bir kez olsa bile içine çekmelisin. Oksijen deposu Kaz Dağları Milli Parkı’nda çadır ya da karavanda konaklayabilir ve doğa yürüyüşlerine çıkabilirsin ancak milli park koruma altında olduğu için görevliler tarafından izin verilen yerlerde kamp ve yürüyüş yapmaya dikkat etmelisin. Sarıkız Türbesi, Adatepe Köyü, Yeşilyurt Köyü, Zeus Altarı, Adatepe Zeytinyağı Müzesi ve Hasanboğuldu ve Sütuven Şelalesi’ni de gezmeni öneririm.

Kaz Dağı ya da İda DağıEdremit Körfezi'nin kuzeyinde Çanakkale ve Balıkesir illeri arasında yer alan bir dağ.

Coğrafya

Kaz Dağı ya da Kaz Dağları olarak iki biçimde adlandırılan dağ büyük ölçüde Biga Yarımadası'nda uzanmaktadır. Kaz Dağları, batıda Dede Dağı, ortada esas Kaz Dağı ve üç tepesi (kuzeyde Babadağ, ortada Karataş Tepe, güneyde Sarıkız Tepesi) doğuda Eybek Dağı, kuzey doğuda Gürgen Dağı ve Kocakatran Dağı’ndan oluşur.

 

Üç tepesi olan esas Kaz Dağı'nın en yüksek tepesi 1774 metre olan Karataş Tepesi'dir ve Balıkesir'in Edremit ilçesi Güre beldesinin kuzey-kuzey batı istikametine düşmektedir. Çanakkale'nin Bayramiç ilçesi Ayazma Mesire Yeri ise Kaz Dağı zirvesinin kuzey batısına düşmektedir ve mesire yerine ulaşmak için Bayramiç'ten yaklaşık 17 km'lik Evciler Beldesi yolunu takip edip Evciler'den sonra 6 km'lik yol aşılarak ulaşılabilir.

 

Bölgedeki en önemli merkez Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı Küçükkuyu ve Balıkesir'in Edremit ilçesine bağlı Altınoluk beldeleridir. Ayrıca Altınoluk, Alp Dağları'ndan sonra dünyanın en temiz ikinci yüksek oksijen oranıyla en temiz ikinci havasına sahiptir.

 

Bitki örtüsü

Kaz Dağı çevresi büyük ölçüde ormanlar ile kaplıdır ve yakınında yerleşim oldukça seyrektir. Üst yokuşlardaki ormanlar başlıca Kazdağı göknarı (Abies nordmanniana subsp. equi-trojani) Türkiye'de yalnızca Kaz Dağı'nda yetişen endemik bir göknar alt türüden oluşur. Dağın kuzey yamacında alt kesimlerde meşe ve bazı maki elemanları görülür. Yükseklere çıkıldıkça meşe-kestane-gürgen ve meşe-karaçam toplulukları görülür. Kayın da Kaz Dağı bitki örtüsünün önemli bir kısmını oluşturur. Yaklaşık 600–700 m yükseklikten sonra Kaz Dağı göknarı ile birlikte güzel görüntüler oluşturmaktadır. Türkiye'nin 40 endemik türü burada bulunur[1].

 

10 Eylül 2012 tarihinde, saat 13:30 civarında çıkan ve 11 Eylül akşamı kontrol altına alınabilen, Kaz Dağları eteklerindeki 5 milyon metrekarelik alanı etkileyen bir orman yangınında çıkmıştır. Yangında ağırlıklı olarak kızılçam ve karaçam ile az miktarda zeytin ağacı ve tarım arazisi yanmıştır.

 

Akarsular

Batıdan Tuzla Çayı ve Kara Menderes Çayı (Skamandros), kuzeyden Gönen Çayı doğar. Yarımadadaki önemli akarsulardan Karamenderes ve Biga Çayı ile çevredeki köy ve diğer yerleşim yerlerine içme suyu sağlayan küçük ölçekli kaynaklar bu dağdan doğmaktadır.

 

Kazdağı Millî Parkı

Ana madde: Kazdağı Millî Parkı

Balıkesir, Edremit'te yer alan doğa temalı millî parktır. Marmara ve Ege bölgeleri arasında sınır oluşturan Kazdağı'ndan ismini alır. Bulunduğu geçiş iklimi ve yakın bölgedeki tek yüksek dağ olan ve ayrıca Biga yarımadasında doğu-batı doğrultusunda uzanan dağ arazilerini kapsar.

 

Kazdağı etrafında efsaneler

 

Güneş batarken Edremit Körfezinin karşı kıyısından Kaz Dağı

Kazdağları ve çevresinde anlatılan hikâyeler, ritüeller ve çeşit çeşit inanışların temelinde miras olarak bir sonraki nesle kalmış, sentezlenmiş bir kültürün varlığını hissedilir. Bölgeye yerleşen bir halk önceki halkların sözlü mirasına kendilerinden de eklentiler yaparak yeni yeni anlatılar ortaya çıkarmıştır. M.Ö. 7000'li yıllardan günümüze kadar motifler ortak olarak kullanılmıştır.[2]

 

Yöredeki milletler, dinler ve mezhepler sürekli değişmekle beraber, değişmeyen "havasından mıdır yoksa suyundan mı"dır bilinmez insanların düşünce tarzı oldu. Mitolojide, doğa şartları insan zihnini etkileyen en temel faktör olarak karşımıza çıkar. Yüksek ve heybetli bir dağ, denize akan bir nehir, bazen taşlık bazense bereketli bir toprak , deniz ticareti yapamaya elverişli kıyılar: Troya, Sarıkız, Hasanboğuldu anlatıları için son derece uygun koşullar yörede hazır bulunmaktadır.

 

Kazdağı, söylenceler açısından da oldukça zengindir. Adı antik Grek mitolojide İda olarak geçmektedir.

 

Antik dönem efsaneleri

Kazdağı, Antik dönemlerde "İda" olarak adlandırılmış ve pek çok önemli olaya ev sahipliği yapmıştır. İsminin Giritli denizciler tarafından, Girit'te Zeus'un doğduğu İda Dağı'na atıfta bulunmak için İda konduğu mitolojide yer alır. Bundan dolayı dağ Yunan mitolojisinde önemli bir yere sahiptir.

 

Homeros'un İliada destanında "bin pınar İda" olarak geçmektedir. Homeros İlyada'da ‘‘Bol pınarlı, vahşi hayvanların anası’’ olarak İda Dağı'ndan sık sık bahsediyor. Efsaneye göre Hera, Afrodit ve Athena'nın katıldıkları, Truva Savaşı'na yol açan o meşhur güzellik yarışması burada yapılmış, Tanrılar Truva Savaşı'nı buradan izlemiş ve Afrodit ilk kez burada âşık olmuş.

 

 

Küçükkuyu'nun kuzeyinde, Adatepe köyünün güneyindeki geniş bir alana hakim bir tepede Zeus Altarı isimli bir tapınak bulunmaktadır. Rivayet olunur ki, Zeus bu tepede Afrodit'le sevişir ve bir yandan da savaş yönetirmiş.

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Eceabat Çanakkale

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı, Eceabat Çanakkale

Birinci Dünya Savaşı esnasında Çanakkale’de gerçekleşen muharebenin şiddetinin en yüksek olduğu ve birçok askerimizi vatan uğruna kaybettiğimiz Gelibolu Yarımadası, 1973 yılında milli park olarak ilan edildi. Çanakkale Şehitleri Anıtı, müzeler ve İngiliz, Avustralyalı, Yeni Zelandalı ve Fransız şehitlerin naaşlarının yattığı anıt mezarlıklarla seni zamanda üzücü bir yolculuğa çıkarıyor. Aynı savaşta hayatını kaybeden askerlerinin naaşlarının burada bir arada bulunması dünyaya kardeşlik mesajı da veriyor.

Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alanı, Çanakkale ili sınırları içerisinde, Gelibolu yarımadasının güney ucunda, Eceabat ilçesinin hemen hemen tamamını kapsayan ve Çanakkale Boğazı'nın Avrupa yakasında 33.000 hektarlık bir alanı içeren büyük bir alandır. 1973'te millî park olarak kurulmuş olup imara açılabilmesi amacıyla 2014 yılında millî park statüsünden çıkartılmış ve tarihî alan olarak sınıflandırılmıştır.

Tarihçe

Orman Bakanlığının önerisi ile 33.000 ha alanı olan Gelibolu Yarımadası, önce Bakanlar Kurulunun 7/6477 sayılı kararı ile 25.05.1973 tarihinde "orman rejimi" içine alınmıştır. Ardından özellikle tarihi ve bunun yanında tabii niteliklerinden dolayı, 22 Kasım 1973 tarihinde de, başyapıt olarak da Şehitler Abidesi ile birlikte, millî park ilan edilmiştir. 4533 sayılı Gelibolu Yarımadası Tarihî Millî Parkı Kanunu çıkartılmıştır.

 

Söz konusu yasada millî parkın korunması, geliştirilmesi, yönetimi, tanıtılması ile ilgili esasların ortaya konulduğu uzun devreli gelişme planı ODTÜ tarafından hazırlanmış ve 23 Aralık 2003 tarihinde onaylanmıştır. Planda öngörülen projeler, yeni ismi ile Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü sorumluluğunda uygulanmaya başlanmıştır. Uzun devreli gelişme planının millî parkta uygulaması da dünyada ilk kez uluslararası ihale ile belirlenmiştir. İhaleyi, doğal ve tarihi dokuya zarar vermeden ziyaretçilerin de millî parktan azami derecede yararlanmasını öngören projesi ile bir Norveç firması kazanmıştır. Ardından proje hayata geçirilmiştir.[1]

 

Bu projeler kapsamında, Gelibolu Yarımadası Tarihi Millî Parkı alanını en iyi temsil edebilecek logo yarışması açılmıştır. Yarışmaya 416 adet logo çalışması katılmıştır. 28.11.2004 tarihinde toplanan jüri, ödül alacak altı adet logo çalışması arasından birincilik Ödülünü, Ayşen Tuğba Doruk tarafından hazırlanan logoya vermiştir.[1] 2004 ve 2005 yıllarında Gelibolu Yarımadası'nın içinde bulunduğu millî parkta yer alan şehitlikler ve diğer eserler köklü bir bakım ya da renovasyondan geçirilerek 18 Mart 2005 tarihinde tekrar ziyaretçilerin hizmetine açıldı.[2]

 

28 Haziran 2014 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren 6546 sayılı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alan Başkanlığı Kurulması Hakkında Kanun ile millî park vasfı kaldırılmış ve tarihî alan olarak yeniden sınıflandırılmıştır.[3]

 

Ulaşım

Park'a Edirne ve İstanbul'dan Tekirdağ ve Gelibolu yolu ile; Ankara, Bursa ve İzmir'den ise Çanakkale'den Kilitbahir ve Eceabat'a düzenlenen feribot seferiyle ulaşılır. En yakın havaalanı Çanakkale'dedir. Çanakkale Havaalanı'na Ankara ve İstanbul'dan THY'nin tarifeli uçuşlarıyla ulaşmak mümkündür.[4]

 

Özellikler

I. Dünya Savaşı Çanakkale Deniz ve Kara Muharebelerinin yapıldığı yerler Gelibolu Yarımadası içerisindedir. Ayrıca batık gemiler, toplar, siperler, kaleler ve burçlardan ve savaşla ilgili yüzlerce başka kalıntıdan oluşan geniş bir yelpazenin yanı sıra 60.000'i aşan Türk şehidinin ve yine 250.000'i aşan Avustralya, Yeni Zelanda, İngiliz ve Fransız askerlerinin savaş mezarları ve anıtları buradadır.

 

Muharebe alanları, savaş mezarları, anıtlar ve savaşla ilgili kalıntılar "tarihi sit alanı" ve "kültürel varlık" olarak tescil edilmiştir. Ayrıca MÖ 4000 tarihine dek giden birçok "Arkeolojik sit alanı ve anıtı" vardır. Çok çeşitli "doğal sit alanları ve anıtlar" içerisinde ise kumsallar, koyaklar, Akdeniz çalıları(maki) ile karışık koru parçaları, çarpıcı görünümlü jeolojik ve jeomorfolojik oluşumlar, bir tuz gölü(yakın zamana kadar bir kıyı gölüydü) ve 15. yüzyıl askeri mimarisinin eşsiz örneklerini içeren ilginç bir "kültürel miras" koleksiyonu vardır.

 

Şehitlikler ve eserler

Ana madde: Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihî Alanı'ndaki şehitlikler ve eserler listesi

Çanakkale Meydan Muharebeleri, Türk milletinin en zor döneminde dünyanın en güçlü devletlerine karşı koyduğu bir savunma destanıdır. Bu muharebelerde, harbin gerçekleştiği cephe ve tabyalardan bazıları şu şekil arşivlerde geçmekle beraber, bütün şehitlikler adlandırılırken verilen listedeki cephelere göre isimlendirilmişlerdir:

 

"Ağıldere, Anafartalar, Arıburnu, Bahrısefid Boğazı, Cesarettepe, Conk Bayırı, Conk Tepe, Çatlaktepe, Çanakkkale, Erenköy, Ertuğrul, Esnay-ı Harp, Gelibolu, Horhortepe, İntepe, Kabatepe, Kanlısırt, Kanlıtepe, Karakaş tepeler, Keçidere, Kerevizdere, Kılıçbayırı, Kireçtepe, Kirte, Kocaçimen, Kumkale, Lapseki, Eceabat (Mydos), Merkeztepe, Mestantepe, Orhaniye, Ovacık, Seddülbahir, Seddülbahir Kudüs Beytepe, Sandıklıtepe, Sarıbayır, Sığındere, Sığındere-Eski Hisarlık, Soğandere, Soğanlıdere, Suvla, Tengertepe, Topluhisar, Yassıtepe, Yeşilsırt, Yusufcuktepe, Zebnebarın Gediği, Zığındere (bazı kaynaklarda Sığındere olarak verilmiş)." [5]

 

Tarihî alan sınırları

Alanın batısı, güneyi ve doğusu sırasıyla Ege Denizi ve Çanakkale Boğazı tarafından çevrilmiştir. Ancak alanın kuzeyinde karasal sınır söz konusu. Çanakkale'nin Eceabat ilçesinin toplam 12 adet yerleşim birimlerinden 8 tanesi tarihî alan içinde kalmaktadır. Bunlar; Alçıtepe, Behramlı, Bigalı, Büyükanafarta, Kilitbahir, Kocadere, Küçükanafarta ve Seddülbahir köyleridir.

 

Tarihî alan dışı yerleşimler ise toplam 4 tanedir: Beşyol, Kumköy, Yalova ve Yolağzı. Bu yerleşimler haritada kırmızı ile işaretlenmişlerdir. Her ne kadar tarihî alan sınırları dışında olsalar da bu köylerde de savaş mezarlığı ya da şehitlikler mevcut olup tarihî alan sınırlarına çok yakındırlar.[6]

 

Saklıkent Kanyonu, Seydikemer Muğla

Saklıkent Kanyonu, Seydikemer Muğla

Saklıkent Millî Parkı veya yaygın adıyla Saklıkent Kanyonu, Antalya-Muğla sınırını çizen Eşen Çayı'nın kolu olan Karaçay'ın oluşturduğu kanyondur. Muğla'nın Seydikemer ilçesi sınırları içerisindedir. Suyun kolayca aşındırabileceği Kalkerli arazide, fay çatlaklarının da yardımıyla sarp ve derin bir kanyon oluşmuştur.Uzunluğu 18 km, yüksekliği 200 m'dir. En dar yeri 2 metreye kadar düşer. Eşen Çayı'nın bir kolu olan Karaçay'ın debisi Kanyon çıkışında 14–17 m³/sn'dir.

Temel bilgiler

Kanyonun çevresi 06 Haziran 1996 tarihli Resmi Gazete ile "Saklıkent Millî Parkı" ilan edilerek korumaya alınmıştır. 12.390 hektarlık milli park alanında Kaş ve Seydikemer'in üçer köyü yer alır.

 

Eşen çayı'nın kolu olan Karaçay'nın Akdağ üzerinde oluşturduğu jeomorfolojik oluşumdur. Torosların üzerinde yayla yerleşmeleri yer alır. Kayak tesisleri mevcuttur. Kanyonun tabanı şiddetli akan suyla dolu olduğundan, su içinden geçmek imkânsızdır. Giriş, kanyonun dik yamaçlarına demir çubuklarla tutturulan 200 metrelik tahta bir köprüyle yapılabilmektedir. Köprüden sonrasında soğuk ve güçlü karstik kaynaklar bulunur. Yılda 180-210 bin turist gelmektedir.

 

Fiziksel Özellikleri

Kanyonun oluştuğu arazi kireçtaşı kütlelerinden oluşur. Suyun kolayca aşındırabileceği kalkerli arazide fay çatlaklarının da yardımıyla sarp ve derin bir kanyon oluşmuştur. Uzunluğu 18 km, yüksekliği 200 m'dir. En dar yeri 2 metreye kadar düşer. Kanyonun bulunduğu arazinin yüksekliği 1000 metrenin üzerindedir.

 

Keşfi

Kanyonun keşfi çok yakın bir tarihe dayanmaktadır. Rivayetlere göre bir çobanın buraya kaçan keçisinin peşinden gitmesiyle keşfettiği kanyon, çevre yerleşkelerde merak konusu olur. Çobanın bildirmesinin ardından Çevre ve Orman Bakanlığı, Saklıkent'i Milli Park ilan eder, daha sonra özel firmaların da desteği ile Saklıkent bugünkü halini alır.[2]

 

Doğal Yaşam

Millî park alanında bitkilerin sıcaklık isteklerine göre şu şekilde sıralanmaktadır: alçaklarda makiler, yükseklere doğru, kızılçamlar, karaçamlar ve sedir ağaçları. Kanyonun giriş kısımlarında kızılçamlar yaygındır. 1000 metrenin üzerinde karaçamlar görülür. Dumanlıdağ üzerinde yüksek alanlarda anıt ağaç özelliğindeki sedirler ilgi çekici görseller oluşturur. Aktar yaylasının güneydoğusu Siklamen gibi bazı soğanlı bitkilerin endemik olarak yetiştiği alandır.

 

Alanın kullanımı

Yazın Fethiyeliler için piknik alanıdır. Yerli ve yabancı turistler tarafından ziyaret edilmektedir. Torosların zirvelerinde bulunan Bakırlıdağ üzerindeki Saklıkent kayak merkezi 2-3 ay kullanılabilmektedir. Kanyon içinde suların engellemediği alanlarda yürüyüş yapılabilir. Yürüyüşün zor olduğu alanlarda kanyon duvarına sabitlenmiş asma köprüler kullanılmaktadır.

 

Ulaşım

Antalya, Burdur, Muğla üzerinden Seydikemer'e ulaşılabilir. Mili park Antalya'ya uzaklığı 50 km'dir. Fethiye'den 45 km uzaklıktaki Kayadibi mahallesi yanında yer alan Saklıkent'e ulaşılabilir. Fethiye'den Saklıkent'e dolmuşlar kalkmaktadır. Güney yönden Yeşilova-Kalkan yol ayrımından Palamut mahallesi üzerinden ulaşılabilir. Kuzeyden Burdur üzerinden ulaşılabilmektedir.

 

Ülkemizin turizm açısından en çok seçenek sunan şehri Muğla’da akla ilk olarak Fethiye Ölüdeniz gelse de Saklıkent Kanyonu da çok popüler bir destinasyon. Önceden Fethiye’ye bağlı olan ama sonra ilçe haline gelen Seydikemer’de konumlanan Saklıkent Kanyonu, Fethiye merkeze yaklaşık 45 kilometre kadar uzaklıkta. 18 kilometre uzunlukta olan kanyonun ortalama yüksekliği 200 metre ile 600 metre arasında değişiyor. Kanyonun bazı noktaları 2 metreye kadar daraldığı için bu noktalarda gökyüzünü göremiyorsun. Saklıkent Kanyonu’na giriş yaptıktan sonra iskelelerden yürüyüp kafenin olduğu alana dikkatli bir şekilde gelebilirsin. Ancak kafeden sonra kanyonda yürümeye devam etmek için karşıya geçmen gerekiyor ama bu yolculuk biraz zorlayıcı olabilir çünkü hem su çok soğuk hem de kayalar çok kaygan. Bu nedenle de kanyonun tamamını kendi başına yürümen imkansız. Eğer tüm kanyonu yürümek istersen mutlaka profesyonel bir ekiple beraber hareket etmelisin.

 

Şirince, Selçuk İzmir

Şirince, Selçuk İzmir

2012 yılında ortaya çıkan kıyamet kehanetleri ile geniş kitlelerce bilinen ve popüler hale gelen Şirince’nin tarihi milattan öncesine kadar uzanıyor. Milattan önce 5. yüzyılda zengin ailelerin yaşadığı bir köymüş Şirince. Yaşadıkları yeri çok seven köylüler, güzelliği çok kişi tarafından keşfedilmesin ve bozulmasın diye buranın adını Çirkince koymuşlar. 1924’te köye Selanik göçmeni Türkler yerleşince köyü ziyaret eden İzmir valisi, bu ismin köyün güzelliğine haksızlık olduğunu düşünerek Şirince ismini vermiş. 1995’te Sevan Nişanyan’ın ziyaretiyle köyün çehresi tamamen değişmiş. Nişanyan köyün restoresine katkı sağlayarak günümüzdeki güzelliğine kavuşturmuş. Restore edilen Rum evleriyle süslü Şirince sokakları öyle güzel ki bu sokakları turlarken çok keyifli vakit geçireceksin. Şirince’yi çocuklarınla ziyaret edersen mutlaka Nesin Matematik Köyü’nü de ziyaret etmelisin.

 

Çeşme, İzmir

Çeşme, İzmir

Çeşme, Türkiye'nin İzmir ilinin bir ilçesidir. İlçenin doğusunda Urla ilçesi; kuzeyinde, batısında ve güneyinde Ege Denizi bulunmaktadır. Nüfusu 2020 yılı itibarıyla 46.093 kişidir. Tarihteki on iki İyon kolonisinden biridir.

Tarihçe

Pausanias'a göre, Erythrai (Ildırı), Giritliler tarafından kurulmuştur. MÖ 7. yüzyılda tiranlar tarafından yönetilen kent MÖ 560 tarihinde Lidya egemenliğine girmiştir. Kent İskender tarafından özgürlüğüne kavuşturulana dek Pers egemenliğinde kalmıştır. Taştan surlarla çevrilidir. Kentte yapılan arkeolojik çalışmalarda, MÖ 7. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen Athena Tapınağı ve Tiyatrosu açığa çıkarılmıştır.

Çeşme yöresi, 11. yüzyıl sonlarında Türk denizcisi Çaka Bey ile Türk egemenliğiyle tanışmıştır. Osmanlı egemenliğine geçişi, 14. yüzyıl sonlarındadır. Bilinen Osmanlı eserlerinden biri Çeşme Kalesi'dir. Çeşme ve çevresinde yapılan kazılarda elde edilen eserler Çeşme Kalesi içindeki müzede sergilenmektedir. Kaleye ek olarak bir de kervansaray bulunmaktadır.

1893 yılı Osmanlı nüfus sayımına göre Çeşme'de yaşayan kişi sayısı 30.702 idi[kaynak belirtilmeli]. Bu tarihte Çeşme nüfusunun %88'i yani 26.826 kişi Rumlardan oluşmaktaydı. Türklerin oranı ise %12'ydi.

Coğrafya

Çeşme, İzmir ilinin batısında, Urla Yarımadası üzerinde yer alan bir ilçedir. İlçenin doğusunda Urla ilçesi; kuzeyinde, batısında ve güneyinde Ege Denizi bulunmaktadır. Batısında yer alan Sakız Adası ile arasında Sakız Boğazı yer alır. İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 5 metredir. Yüzölçümü 285 km²'dir.

Ekonomi

İlçede ekonomik yapıyı turizm belirlemektedir. İç ve dış turizm açısından ülkenin sayılı merkezlerinden biridir. Yarımadanın ilk antik yerleşim yeri olan Ildırı (Erythrai), ilçede yer almaktadır.

Kültür

Turizm

Çeşme Kalesi ve Müzesi

Çeşme'nin en çok ziyaret edilen tarihi eseri II. Beyazıt'ın yaptırdığı kale bugün müze olarak kullanılmaktadır. Çeşme kalesi ise, 1508 yılında Osmanlı Padişahı II. Beyazıt tarafından, Aydın Valisi Mir Haydar aracılığıyla, Mimar Ahmet oğlu Mehmet'e yaptırılmıştır. Kalenin ilk inşaatı tam deniz kıyısına yapılmıştır. Ancak, sonraki yıllarda denizin doldurulması sonucu bugünkü konumunu almıştır.

Çeşme Sahil

Kale ve liman, ticaret ve savaş gemilerini kötü hava koşullarına ve düşman saldırılarına karşı korumaktaydı. Kalenin güney kapısı, Osmanlı mimarisinin bütün özelliklerini taşımaktadır. Günümüze kadar çok iyi bir şekilde korunarak gelen kale içinde Çeşme Arkeoloji Müzesi yer almaktadır.

Çeşme Müzesi ilk defa 1965 yılında İstanbul Topkapı Müzesi'nden getirilen silahlarla silah müzesi olarak ziyarete açılmış olup, 1984 yılına kadar böyle devam etmiştir. Müzede bulunan silahlar salondaki aşırı nemden dolayı oksitlenerek bozulmaya başladığından, İzmir Arkeoloji ve Ödemiş müzelerine devredilmiştir. Aynı teşhir salonu düzenlenerek 1964 yılından beri devam eden Ildırı (Erythrai) antik şehrinde yapılan kurtarma kazılarından elde edilen eserler sergilenmektedir.

Kervansaray

1529 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan iki katlı kervansaray, tipik Osmanlı dönemi kervansaraylarından biridir. Bir benzeri de Kuşadası'nda (Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı) bulunan yapının mimarı, Ali Pabuççu'nun oğlu Ömer'dir. "U" biçiminde bir plana sahip olan yapının ortasında geniş bir avlu, bu avlunun çevresinde de dükkân, depo ve odalar yer almaktadır. Merdivenle birinci kata çıkılır, burası da biçim bakımından zemin katına benzer. Zamanında kervansarayın misafirleri özellikle yabancı tüccarlarmış. Bunlar mekanı ya hayvanlarıyla geceyi geçirebilecekleri bir konut ya da şehirlerde mallarını koyacak ve satacak bir yer olarak kullanırlarmış. Bu kervansarayın restorasyonu tamamlanmış olup günümüzde otel olarak hizmet vermektedir.

Erythrai, Çesme merkezine 27 km uzaklıkta küçük adacıkları olan güzel bir koyun üzerinde kurulmuştur. Arkeolojik kalıntılarda MÖ 3000 de Erythoros yönetiminde olan kolonistler tarafından kurulduğu anlaşılmaktadır. Şehrin kuruluşunu takiben bir süre krallıkla yönetildiği bilinmektedir. MÖ 7. yüzyılda İyon şehirleri arasında oluşturulan dini ve siyasi birlik olan "Panionion" a girmiş ve tarihteki on iki İyon kolonisinden biri olmuştur. Pers egemenliğinden kurtulmak için gerek Yunanistan'daki gerekse Anadolu'daki şehirler zaman zaman girişimlerde bulundukları bilinmektedir. Nitekim Erythrai de Yunan donanmasının yakılması ve başarısızlıkla sonuçlanan Lade Deniz Harbine (MÖ 494) katılmışlar ve daha sonra Attik-Delon Deniz birliğine de üye olmuşlardır. MÖ 4 yüzyılda Karia'daki Pers satrap Mausolos ile de dostane ilişkilerinin olduğu bilinmektedir. Öyle ki Erythrai'liler Mausolos'a duydukları şükran hissinin bir ifadesi olarak onun Tunç'tan yapılma, altın saçlı heykelini Agora'ya dikmişlerdi. Perslerle Mausolos dolayısıyla olan bu yakınlaşma, Erythrai'lilerle büyük ilişkileri bulunan Atameus Kralı Hermias'ın MÖ 345'te Perslere karşı harekete geçmesiyle bozulmuştur. Erythrai otonomisini kaybetmiş, ancak MÖ 334'te İskender'in şehri almasıyla bağımsızlığa kavuşmuştur. Erythrai hakkında milattan sonraki asırlara yönelik pek bilgi bulunamamaktadır. Önemini yitirdiği için, Bizans egemenliğinde köy hüviyetine girmiştir. On birinci asra kadar Ephesos metropolitine bağlı psikoposluk şeklinde görülen Ertyhrai'nin Çaka Bey'den sonra Türk egemenliğine girdiği bilinmektedir. Kesin olarak Türk egemenliğine girdiği 1336'dan sonra Erythrai, Erythre, Rhtrai, Lythri şeklinde isim değişikliklerine uğrayan bu yerleşim yeri, 16.yüzyıldan sonra İlderen ve Ildırı halini almıştır.

Ildırı'da gözle görülen kalıntıların başında şehir surları gelir. Bunun yanında akropolis, kuzeyinde tiyatro ve yapılan kazılarda ortaya çıkan Hellenistik ve Roma Döneminden kalma villa yapıları, Arkaik Döneme ait Athena tapınağı, Bizans döneminde inşa edilmiş kilise, Cennettepe olarak adlandırılan yerde Roma villası ve mozaikleri, Geç Roma-Bizans Döneminde inşa edilmiş hamam yapısı görülebilir. Ildırı antik şehrinde yapılan kazı ve araştırmalar sonucunda ortaya çıkarılan askeri ve sivil yapıları ziyaretçiler ücretsiz olarak ziyaret etmektedirler.

Çeşmeler

Çesme'nin tipik Ege mimarisi özelliklerine sahip pek çok yapısının yanı sıra, adını aldığı Osmanlı dönemi çeşmeleri de, bu mimari zenginliğine ayrı bir değer kazandırır. İlçe merkezi planında yerleri belirlenen bu çeşmelerden Anonim Çeşme 1792 yılında, Kaymakam Sadık Bey Çeşmesi de 1885 yılında yaptırılmıştır.

Dalyanköy

Ilıca Plajı

"Eski Camii" olarak da anılan yer, Çeşme ilçe merkezinin 2 km kuzeyindedir. Bizans egemenliği sırasında I. Kılıç Arslan'ın kayınpederi Emir Çaka, yarımadayı ele geçirince, 1081 yılında Çeşme'ye gelmiş ve Oğuz Boyundan gelen Türkleri bu merkeze yerleştirmiştir. Hâlen bir cami kalıntısı ve geniş mezarlığıyla 11. yüzyıl Türk yerleşmelerine ait ilginç bir örnektir.

Ilıca

2 km'ye yakın uzunluktaki geniş ve beyaz kumlu plajları, nitelikli konaklama tesisleri ve termal olanaklarıyla Çeşme popüler bir turizm merkezidir. Denizin içinden kaynayan sıcak termal sular, Ilıca plajını ve yöredeki diğer plajları büyük birer termal havuz haline getirir.

Ilıca'daki büyük, küçük konaklama tesisleri, yoğun turist kapasitesinin ihtiyacını karşılayabilecek durumdadır. Birçok küçük otel ve pansiyonlar da bile kaplıca suyu vardır. Çeşme plajlarının ve özellikle Ilıca plajının en önemli özelliklerinden biri de, kıyıdan denize doğru yaklaşık yüz metrelik bir şeridin insan boyunu geçmeyecek derinlikte olmasıdır. Özellikle termal kaynaklarla beslenen sığ sularda, ultraviyole ışınlarının insan sağlığına çok daha fazla yararlı olduğu bilimsel bulgularla kesinleşmiştir. Bunların yanı sıra, bu plajlardan çocukların yararlanma olanakları sağlık ve can güvenliği bakımından elverişlidir.

Ulubey Kanyonu, Ulubey Uşak

Ulubey Kanyonu, Ulubey Uşak

Ulubey Kanyonu, Uşak ilinin Ulubey ilçesi sınırları içerisinde bulunan kanyon. Bugüne kadar bilinmeyen kanyon, Ulubey Çayı ve Banaz Çayı boyunca devam eden bir ana kanyon ile buna bağlanan onlarca büyük yan kanyonlardan oluşur. Ulubey çayı, bütün kanyonu adeta saklı bir cennete çevirmiştir. 27 Haziran 2013'te tabiat parkı ilan edilmiştir.[1]

 

Ulubey'de ilin güney ve güney batı kesimlerinde jeolojik yapının özelliğinden dolayı oluşan Ulubey Kanyonu, kanyondan geçen Dokuzsele Deresi’nde meydana gelen kirlilikten dolayı turizme açılamıyor. Kanyonun, dibinden geçen Dokuzsele Deresi temizlendiğinde yamaç paraşütü ve doğa turizmine açılması planlanıyor.

 

Kanyonların il turizmi için büyük kazanç olduğunu belirten Ulubey Belediye eski Başkanı Hüseyin Buğdaylı, "Ulubey Kanyonu Uşak ve Ulubey için büyük önem taşımaktadır. Bu bölgenin Türk turizmine kazandırılması büyük kazanç olacaktır. Kanyonun turistlik önem kazanabilmesi için içerisinden geçen Dokuzsele deresinin temizlenmesi gerekir. Uşak Karma-Deri Organize Sanayi Bölgesi’nin kimyasal atıkları bu derelere atıldığı sürece bölgede herhangi bir çalışma yapılamaz" dedi.

 

Ulubey Belediyesi olarak kanyonlar için şu an için herhangi bir proje düşünmediklerini ama arıtma tesislerinin açılmasından sonra bölgenin turizme kazandırılması için proje hazırlayacaklarını ifade eden Buğdaylı, "Derelerin tamamlanacak arıtma tesisi ile kirlilikten kurtulacağını biliyoruz. Derelerden temiz su akmaya başladığı takdirde kanyon eski güzelliğine kavuşacak. Ulubey Belediyesi olarak eğer dereler temizlenirse kanyonun Türk turizmine kazandırılması için gerekli çalışmayı yapacağız. Öncelikli olarak kimyasal atıkların temizlenmesi gerekiyor" şeklinde konuştu.

 

Kanyonda her türlü meyve ve sebze yetiştirilir. Kanyona toprak yollardan iyi bir arazi aracı ile inebilirsiniz veya belirlediğiniz bir güzergahta grup halinde yürüyüş yapabilirsiniz. Ulubey Belediye eski Başkanı Hüseyin Buğdaylı, bölgeyi koruyarak turizme kazandırmak için gayret sarf ediyor. Banaz çayında sal sporları, kayalıklarda tırmanış, kanyon boyunca balonla gezinti yapılabilir. Ulubey İlçesi, Uşak merkeze 29 km mesafededir ve gün boyu toplu taşıma imkânı vardır. Uşak merkezinde konaklayabilir ya da kanyona hakim tepelerde çadır kurabilirsiniz.

Web ve grafik tasarım alanında çalışan bir tasarımcıyım. Estetik, performans ve kullanıcı deneyimini bir arada düşünerek projeler üretiyorum. Aynı zamanda blog yazarıyım; web, tasarım ve dijital dünyaya dair öğrendiklerimi sade ve faydalı içerikler halinde paylaşıyorum.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Yorumlar

https://www.blog.delitavsan.com/assets/images/user-avatar-s.jpg

0 comment

Write the first comment for this!

Facebook Yorumları