Güneydoğu Anadolu Bölgesi Tarihi ve Turistik Yerler
Güneydoğu Anadolu Bölgesi Tarihi ve Turistik Yerler
Güneydoğu Anadolu Bölgesi Tarihi ve Turistik Yerler, hafta sonu sevdiklerinizle beraber güzel vakit geçirebileceğiniz yerleri sizin sizin derlerdik.

Balıklıgöl, Eyyübiye Şanlıurfa

Balıklıgöl, Eyyübiye Şanlıurfa

Balıklı Göl Hangi Şehirde?

 

Balıklı göl Şanlıurfa’nın Eyyübiye ilçesinde yer alıyor. Bu gölün efsanevi hikayesi ve etkileyici görüntüsü ile gören herkesi kendine hayran bırakıyor. Balıklı göl, İslamiyet’e inanan herkes için çok önemli bir yer tutuyor. Bu göl, tarihimiz ve inancımız açısından farklı bir yere sahip bulunuyor. Gölün içinde yüzen balıklar kutsal sayıldığı için avlanmasına izin verilmiyor ve büyük bir özenle korunuyor. Balıklı göl, kesinlikle herkesin gezip görmesi gereken yerler arasında yer alıyor.

 

Balık Gölün Büyüklüğü, Oluşumu ve Özellikleri

 

Üç büyük dine inanan peygamberlerin inandığı Hz. İbrahim’in yaşadığı dönemlerdeki zalimlikleriyle haklına çektiren Nemrut’un Hz. İbrahim peygamber arasında yaşanan olay sonucunda balıklı gölün oluştuğuna inanılıyor. Balıklı gölün gizemli bir hikayesi olması, tüm ziyaretçileri ve inanan herkesi derinden etkiliyor.

 

Hz. İbrahim ateşe atıldığı zaman ateşin suya, odunların ise balığa dönüştüğüne inanılan bu göl, bu derin hikayesi sayesinde büyük ilgi görüyor. Halk tarafından bu gölde bulunan balıkların kutsal olduğuna inanılıyor. Bu nedenle balıklar korunuyor ve avlanmıyor. Türkiye’nin doğal güzellikleri arasında yer alan balıklı göl, her yıl ağırladığı yerli ve yabancı turistler sayesinde ülkemiz ekonomisine önemli bir katkı sağlıyor.

 

Balıklı Gölün Başlıca Özellikleri

İnanışa göre Balıklı gölün içinde bulunan balıklar kutsal sayılıyor.

Başlıca hastalıklara iyi geldiği tespit edilmiştir.

Ülkemizin en önemli gölleri arasında yer alır.

Sıradışı ve kutsal sayılan bir göldür.

Günün her saati çok sayıda ziyaretçi tarafından ziyaret ediliyor.

 

Balıklı Göl Hakkında

 

Balıklı göl platosunda Hz. İbrahim’in doğduğu mağara da bulunuyor. Bu mağara, üç semavi dininin atası olarak kabul ediliyor ve çok sayıda ziyaretçi ağırlıyor. Her sinden, şehirden ve dünyanın her yerinden ziyaretçi kabul eder. Hz. İbrahim’in doğduğu mağaranın hemen yanında bulunan dönemin din alimi Beddiüzaman Said Nursi'nin mezarı da bulunuyor.

 

Turizmin göz bebekleri arasında sayılan Balıklı göl, Halil-ür Rahman Gölü'nün hemen güneyinde yer alıyor. Bu göl ile ilgili pek çok rivayet bulunuyor. Urfa kalesinin hemen önünde er alan Balıklı göl, 150 metrekare bir alana sahiptir. Bir rivayete göre, Hz. İbrahim ateşe atıldıktan sonra kızı Hz. Zeliha buna dayanamaz ve Hz İbrahim’in ateşe atılmasına gönlü razı olmaz ve o da kendisini ateşe atar. Bunun sonucunda Zeliha’nın düştüğü yer de göle döner. Bu rivayetler, balıklı gölün popülerliğini arttırmıştır.

 

Balıklı Göl ve Çevresi

 

Balıklı gölün çevresinde bulunan restoran ve çay ocaklarında Şanlıurfa’nın misafirperver, güler yüzlü ve sevecen esnaflar görev yapıyor. Şehri en güzel şekilde temsil etmek ve turistlere tarihi ve doğal güzelliklerimizi en iyi şekilde anlatabilmek için bu esnaflar var gücü ile çalışıyor.

 

Balıklı göle kadar gelmişken Şanlıurfa’yı da gezmek ve burada birkaç gün konaklamak için tercih edebileceğiniz çok sayıda uygun fiyatlı butik oteller bulunuyor. Bu otel seçeneklerinden bir tanesini tercih ederek güzel bir tatil geçirebilirsiniz. Şanlıurfa’nın doğal güzelliklerini, tarihi dokusunu yakından görmek size huzur verecek. Tatil gezi planlarınız arasına Şanlıurfa’yı eklemeyi unutmamanız gerekir.

 

Halfeti, Şanlıurfa

Halfeti, Şanlıurfa

Şanlıurfa’nın ilçesi olan Halfeti’nin bir kısmı, 2000 yılında baraj inşaatı nedeniyle sular altında kaldı. Batık Şehir olarak adlandırılan Halfeti’de bu elim olay nedeniyle birçok insanın evlerinin yanında tarihi eserler de sular altına gömüldü. Günümüzde sular altında kalan kısım Eski Şehir olarak biliniyor. Eski Şehir’in sokaklarında yürürken insanın içini bir burukluk kaplıyor. Halfeti’de tekne turuna çıkarak Ulu Camii ve Rum Kale gibi suların arasında hala ayakta duran yapıları görebilirsin.

 

M.Ö 855 yılında Asur kralı III. Salmanassar tarafından kurulduğu zaman "Şitamrat" adını taşıyordu. Şehir, tarihi boyunca Hitit, Asur, Med, Pers, Makedon, Selevkos ve Partlar'ın idaresinde kalmıştır. Yunanlar buraya "Urima" adını vermişlerdir. Süryaniler ise "Kal'a Rhomeyta" ve "Hesna d'Romaye" adlarını kullanmışlardır. Güneydoğu Anadolu, Roma İmparatorluğu döneminde Orshoene eyaleti içinde yer almış ve kale bu eyaletteki önemli şehirlerden birisi olmuştur. 2. yüzyılda Bizanslıların eline geçince bu kez "Romaion Koyla" adını almıştır. Şanlıurfa ve çevresi Ömer döneminde fethedilmiş ve daha sonra Emevi, Abbasi, Selçuklu, Zengi ve Eyyübiler’in hâkimiyetlerinde bulunmasına rağmen Rumkale olarak bilinen yerleşim Müslüman devletlerin toprakları dışında kalmıştır. Urfa Haçlı Kontluğunu kuran Boudovin de Boulogne 1116 yılında Rumkale’yi Ermeni Prensi Gog-Vasil’in elinden aldı. Urfa kontesi Beatrice 1150 yılında Rumkale' yi, Ermeni Katolikosuna teslim etti. Rumkale, 1260 yılında İlhanlı hükümdarı Hülagu' nun orduları tarafından ele geçirildi.[4]

 

1280 yılında Beysari komutasındaki Memluk ordusu tarafından kuşatılmış, sonuç alınamayınca şehirdeki Hıristiyan mahalleleri beş gün süreyle yağmalanmıştır. 1292 yılında bu kez Memluk Sultanı Eşref tarafından ele geçirilen ve son kez Memlükler tarafından tamir edilen şehre "Kal'at-ül Müslimin" adı verildi. Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlılara geçen şehir, zamanımızda da kullanılan "Urumgala" ve "Rumkale" adlarını alarak Halep Eyaleti'ne bağlandı. Osmanlı döneminde hudut şehri özelliğini kaybeden yerleşim stratejik önemini kaybetmiştir. Şehrin nüfusunun 19. yüzyılda 5-l0 haneye kadar düşmesi ve Rumkale'nin harap olmasıyla yerleşim alanı Fırat’ın karşı sahiline nakledilmiş ve bugünkü Halfeti yerleşimi kurulmuştur. 1926 yılına kadar Birecik’e bağlı bir nahiye olan Halfeti, 1954 yılında ilçe haline getirilmiştir.[4]

 

Nüfus

Yıl Toplam Şehir Kır

1965[5] 24.989 2.622 22.367

1970[6] 27.791 3.315 24.476

1975[7] 28.608 3.689 24.919

1980[8] 25.852 3.258 22.594

1985[9] 30.700 2.333 28.367

1990[10] 36.058 4.128 31.930

2000[11] 34.402 2.766 31.636

2007[12] 40.800 10.238 30.562

2008[13] 40.747 9.609 31.138

2009[14] 40.464 8.985 31.479

2010[15] 39.835 8.457 31.378

2011[16] 39.893 8.522 31.371

2012[17] 39.609 8.536 31.073

2013[18] 38.737 38.737 veri yok

2014[19] 38.345 38.345 veri yok

2015[20] 37.930 37.930 veri yok

2016[20] 38.294 38.294 veri yok

2017[20] 38.592 38.592 veri yok

2018[20] 41.142 41.142 veri yok

2019[20] 40.879 40.879 veri yok

2020[20] 41.258 41.258 veri yok

Not: Büyükşehir yasası nedeniyle köyler mahalle statüsüne geçtiğinden 2013'ten itibaren kır nüfusu tabloda yer almamıştır.

 

Demografi

Halfeti 2014 yılında yürürlüğe giren 5216 sayılı Büyükşehir belediyesi kanuna göre 9 merkez mahalle 35 bağlı mahallesi olmak üzere toplam 44 mahalleden oluşur. 2014 yılı Genel Nüfus sayımına göre ilçenin nüfusu 38,345'tir. Halfetililerin dili diğer ilçelerinden ayrılan bir yapı olan batı grubu dil ailesine sahiptir ve Gaziantep şivesiyle aynı sayılır. Çünkü 1920 yıllarında Fransızların işgali karşısında dağıtılan Gaziantepli bazı aileler Yavuzeli, Araban ve Halfeti'ye göç etmiştir.

 

Ayrıca 35 km uzunluğundaki sahil yolu ile Birecik'e bağlanmıştır. İlçe Merkezinin Şanlıurfa'ya uzaklığı 112 km, Gaziantep'e uzaklığı 105 km'dir. Yurttaşların Şanlıurfa il merkezi ile ilişkileri resmi işlerin görülmesi gibi durumlarda olmaktadır. İlçenin ekonomik bağlantısı ve sosyal/kültürel aktiviteleri Gaziantep'ledir.

 

İlçe yeni yerleşim yerinde hızlı bir nüfus artışıyla karşılaşırken, eski yerleşim yeri ise turizme açılmış, kent, ciddi bir tarihi ve doğa turizmi payına sahip olmuştur. Güneydoğu Anadolu bölgesinde alternatif turizm alanında cazibe merkezi haline gelmiştir.

 

Turizm

Halfeti ilçesinin yüzde 80"i Birecik Barajı"nın yapımı ve evlerin su altında kalmasıyla birlikte, 15 kilometre uzaklıkta kurulan yeni yerleşim merkezine taşındı. Taş mimarisiyle yapılmış evlerin ve camilerin su altında kaldığı ilçe, aradan geçen süre içerisinde doğal güzelliğiyle dikkat çekiyor.

 

Fırat Nehri"nin altında kalan taş mimarisiyle "Saklı cennet ve "Kayıp kent" olarak da anılmaya başlanan Halfeti"de, yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği bir belde haline geldi.[21]

 

Halfeti ilçesi, Türkiye'den 11 şehrin, dünyada 208 şehrin dâhil olduğu, Uluslararası Koordinasyon Komitesi toplantısında ‘Cittaslow’ (Sakin Şehir) unvanını aldı.[22]

Göbeklitepe, Haliliye Şanlıurfa

Göbeklitepe, Haliliye Şanlıurfa

Şanlıurfa gerçekten kültürel ve tarihi zenginlikler açısından önemli bir şehrimiz. Son yıllarda dünyanın ilk tapınağı ve insanların ilk yerleşim yeri olduğuna inanılan Göbeklitepe’nin keşfiyle dünyanın her yerinden binlerce insan ilk fırsatta bir Şanlıurfa uçak bileti alarak bu önemli şehri gezmek istiyor. Göbeklitepe’nin Mısır Piramitleri’nden 7500 yıl önce inşa edildiği söyleniyor. Şu an keşfedilenden çok daha geniş bir alanda kalıntıların olduğu tahmin ediliyor ve kazı çalışmaları halen devam ediyor. İnsanlık tarihiyle ilgili çok önemli keşiflere yol açan Göbeklitepe, Türkiye’de gezilecek yerler arasında ilk sırada desem bence abartmış olmam.

 

Göbeklitepe veya Göbekli Tepe, Şanlıurfa il merkezinin 18 km kuzeydoğusunda, Örencik köyü yakınlarında[1] yer alan dünyanın bilinen en eski kült yapılar topluluğudur.[2] Bu yapıların ortak özelliği, T biçimindeki 10-12 dikilitaşın yuvarlak planda dizilmiş, aralarının ise taş duvarla örülmüş olmasıdır. Bu yapının merkezinde daha yüksek boyda iki dikilitaş karşılıklı olarak yerleştirilmiştir. Bu dikilitaşların çoğu üzerinde insan, el ve kol, çeşitli hayvan ve soyut semboller, kabartılarak veya oyularak betimlenmiştir.[3] Söz konusu motifler yer yer bir süsleme olamayacak kadar yoğun olarak kullanılmıştır. Bu kompozisyonun bir öykü, bir anlatım veya bir mesaj ifade ettiği düşünülmektedir.[4] Hayvan motiflerinde boğa, yaban domuzu, tilki, yılan, yaban ördeği ve akbaba en sık görülen motiflerdir.[3] Bir yerleşim yeri değil, kült merkezi olarak tanımlanmaktadır. Buradaki kült yapıların tarım ve hayvancılığa yakın olan son avcı grupları tarafından inşa edilmiş olduğu anlaşılmaktadır.[5] Diğer anlatımla Göbekli Tepe, çevredeki oldukça gelişmiş ve derinlik kazanmış bir inanç sistemine sahip olan avcı-toplayıcı gruplar açısından önemli bir kült merkezidir.[6] Bu durumda bölgenin en erken kullanımının Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ’ın (PPN, Pre-Pottery Neolithic) A evresine (MÖ 9.600-7.300), yani günümüzden en azından 11.600 yıl öncesine dayandığı ileri sürülmektedir.[3] Bununla birlikte Göbekli Tepe'deki en eski faaliyetleri tarihlendirme olanağı şimdilik yok, fakat bu anıtsal yapılara bakıldığında Paleolitik Çağ'a kadar uzanan, birkaç binyıl daha eskiye, epipaleolitike kadar giden bir geçmişi olduğu düşünülmektedir.[2][7] Göbekli Tepe'nin bir kült merkezi olarak kullanımının MÖ 8 bin dolaylarına kadar devam ettiği ve bu tarihlerden sonra terk edildiği, başka veya benzer amaçlarla kullanılmadığı anlaşılmaktadır.[8]

 

Bütün bunlar ve kazılarda ortaya çıkarılan anıtsal mimari, Göbekli Tepe'yi eşsiz ve özel yapmaktadır. Bu bağlamda UNESCO tarafından 2011'de Dünya Mirası geçici listesine alındı ve 2018'de kalıcı listeye girdi.[9]

 

Söz konusu dikilitaşlar, stilize insan heykelleri olarak yorumlanmaktadır. Özellikle D yapısı merkez dikilitaşlarının gövdesinde bulunan insan el ve kol motifleri, bu konudaki her türlü şüpheyi ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla "dikilitaş" kavramı, işlev belirtmeyen yardımcı bir kavram olarak kullanılmaktadır. Esasen bu "dikilitaş"lar, insan vücudunu üç boyutlu olarak betimleyen stilize tarzda yontulardır.[10]

 

Buradaki kazılarda çıkartılan bazı heykel ve taşlar Şanlıurfa Müzesinde sergilenmektedir.[11]

 

Popüler kaynaklarda "Tarihin sıfır noktası"[12] nitelendirmesiyle de anılır.

Nemrut Dağı, Kahta Adıyaman

Nemrut Dağı, Kahta Adıyaman

Nemrut Dağı, Türkiye'nin Adıyaman[1] ilinde yer alan 2.150 metre yüksekliğinde bir dağdır. Kahta ilçesi yakınlarında Ankar dağları civarında Toros dağ silsilesinde bulunur.[2] 1987'de UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edilen Nemrut Dağı, 1988 yılında tesis edilen Nemrut Dağı Millî Parkı ile korumaya alınmıştır.

Adıyaman şehir merkezine yaklaşık 78 kilometre uzaklıkta konumlanan Nemrut Dağı, 2150 metre yükseklikte. UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınan bu dağdaki anıtlar, Kommagene Kralı Antiochos tarafından yaptırılmış. Kralın bu dağda kendine bir de anıt mezar yaptırdığı düşünülüyor ancak henüz bu mezar keşfedilmedi ve hala kazılar devam ediyor. Nemrut Dağı, unutulmaz gün doğumu ve gün batımı manzaralarına sahne oluyor. Dağa çıkacaksan bu saatlere denk getirmeni öneririm.

Dağ, eski çağlarda "Kommagene" olarak bilinen, bu alanda bulunan arkeolojik kalıntılara ev sahipliği yapmaktadır. Antiochos tümülüsü ve buradaki dev heykeller, Eskikale, Yenikale, Karakuş Tepe ve Cendere Köprüsü millî park içinde kalan kültürel değerlerdir.[2] Doğu ve batı teraslarında Antiochos ile tanrı-tanrıça heykellerinin yanı sıra aslan ve kartal heykelleri bulunmaktadır. Batı terasında eşsiz bir aslanlı horoskop yer almaktadır. Aslanın üzerinde 16 ışından oluşan 3 adet yıldız vardır ve bunlar Mars, Merkür ve Jüpiter gezegenlerini temsil etmekte olduğu sanılmaktadır. Tarihte bilinen en eski horoskoptur.

 

Heykeller Helenistik, Pers sanatı ve Kommagene ülkesinin özgün sanatı harmanlanarak yontulmuştur. Bu anlamda Nemrut Dağı'na "batı ve doğu uygarlığının köprüsü" denebilir.

 

Kommagene kralı Antiochos Theos, MÖ 62 yılında bu dağın tepesine, pek çok Yunan ve Pers tanrısının heykelinin yanı sıra kendi mezar-tapınağını da yaptırmıştır. Mezarda, bir kartalın başı gibi, tanrıların taş oymaları bulunur. Heykellerin diziliş şekli hiyerotesyon olarak bilinir.

 

Mezarda 1881 yılında Alman mühendis Karl Sester tarafından kazı çalışmaları yapılmıştır. Daha sonraki yıllarda yapılan kazılarda da Antiochus'un mezarı bulunamamıştır. 1987'de UNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edilen Nemrut Dağı, 1988 yılında tesis edilen Nemrut Dağı Millî Parkı ile korumaya alınmıştır.

 

Jeoloji

Kahta ilçe sınırlarındaki Nemrut Dağı'nda karasal iklim özellikleri görülmektedir.[5] İlçe sınırlarındaki Atatürk Baraj Gölü nedeniyle, iklim yapısı önemli bir ölçüde değişikliğe uğrayarak Akdeniz iklimi ile benzerlik göstermeye başlamıştır. Ancak yaz ortasında bile, Nemrut Dağı'nda gün doğumu oldukça soğuk olur.

Zeugma Antik Kenti

Zeugma Antik Kenti

Belkıs/Zeugma Antik Kenti , Gaziantep ili, Nizip İlçesi , Belkıs Köyü sınırları içerisinde Fırat Nehri'nin kıyısında yer alır. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olan Belkıs/Zeugma Antik Kenti; Fırat'ın geçilebilir en sığ yerinde olması, askeri ve ticari bakımdan çok stratejik bir bölge olması nedeniyle tarihin her döneminde önemini korumuştur.80 bin nüfusu ile döneminin en büyük kentlerinden biri olan Belkıs/Zeugma , tarihin değişik dönemlerinde değişik isimlerle anılmıştır. 

Büyük İskender’in generallerinden ve daha sonra Suriye Kralı da olan Selevkos Nikator kendi adıyla, Fırat nehrinin adını birleştirerek M.Ö.300 yılında burada Selevkos Euphrates ( Fırat’ın Silifkesi ) adında bir kent kurar. Daha sonraları M.Ö.1.yy.’da kent Roma hakimiyetine girer .Bu hakimiyet değişikliğiyle birlikte kentin adı da değişerek köprü, geçit anlamına gelen ve bütün dünyada bilinen şekliyle “ Zeugma” adını alır. Roma İmparatorluğu’nun 4.Skitia Lejyon Garnizonu’nun burada konuşlandırılması ve ticaret sebebiyle kısa zamanda 80 bin nüfusa ulaşan Zeugma’da Fırat manzaralı yamaçlara villalar inşa edilir. 80 bin kişilik nüfus Zeugma’yı dünyanın en büyük kentlerinden biri haline getirir. Örneklemek gerekirse Zeugma , komşusu sayılan Antakya (Antiokheia) ile Mısır’daki İskenderiye’den ( Aleksandreia) ‘dan daha küçük, Atina (Athena) ile aynı büyüklükteydi. Pompei ve şimdi dev bir metropol olan Londra (Londinum) ‘dan ise birkaç kat büyüklükteydi.

Ünlü coğrafyacı Strabon da Zeugma’dan bahsetmektedir. Hellenistik dönemde Selevkos Nikator zamanında Zeugma’da önemli imar faaliyetleri yapıldığı bilinmektedir. Kentteki Akropolün üzerine kader tanrıçası Thyke’nin bir tapınağı yapılmıştır. Bu tapınak halen toprak altındadır. Zeugma Antik Kenti kendi şehir sikkesi de basmış Roma Kentlerinden biridir. Sikkeler üzerine bir tarafına Thyke tapınağı , diğer tarafına da güçlülüğü simgeleyen Roma Kartalı motifi basılmıştır.

Mor Gabriel Manastırı

Mor Gabriel Manastırı

Mor Gabriel Manastırı (diğer adıyla Deyrulumur - Rahiplerin Meskeni), (Süryanice: ܕܝܪܐ ܕܡܪܝ ܓܒܪܐܝܠ; Arapça: دير مار كبرئيل;) dünyanın ayakta duran en eski Süryani Ortodoks manastırıdır. Mardin ilinin Midyat ilçesine bağlı Güngören köyü sınırları içerisinde, Süryanilerin anayurdu olarak bilinen Tur Abdin platosunda bulunmaktadır.

Manastır idaresinin, Çelebi Aşireti'ne bağlı komşu köylerin sınırları içerisindeki 100 hektarlık ormanlık alanı işgal ettiği iddiasıyla açılan dava Ağustos 2008'den beri devam etmektedir.

Manastır, 397 yılında Mor Şmuel (Samuel) ve öğrencisi Mor Şemun (Simon) tarafından, bir Zerdüşt tapınağının kalıntıları üzerinde inşa edilmiştir. O dönemde ünü gittikçe artmıştır: Öyle ki Roma İmparatorlarından Arcadius ve Honorius, sonra da II. Theodosius ve Bizans İmparatoru I. Anastasius mabede bağış yapmıştır.

 

14. yüzyılın sonlarında 140 keşiş, Timurlenk komutasındaki istilâcı Moğol ordusu tarafından öldürüldü. Ayrıca 1919'da, iddia edildiğine göre manastır Kürt milisler tarafından Süryani Katliamı sırasında bir kez daha saldırıya uğradı ve keşişler öldürüldü.

 

Bugünkü kullanılan ismini, dönemin Turabdin Metropoliti Mor Gabriel'den almıştır.[2]

 

Manastır bugün ziyaretçi ve turistlere açıktır.

 

Mor Gabriel Manastırı, 2021 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi'ne dahil edilen Tur Abdin'deki dokuz kilise ve manastırdan biri oldu.

Harran Ören Yeri, Harran Şanlıurfa

Harran Ören Yeri, Harran Şanlıurfa

Şanlıurfa’ya 44 kilometre uzaklıkta olan Harran Ören Yeri, tarihi milattan önce 5000’li yıllara dayanan antik kente ev sahipliği yapıyor. Harran Ovası’nın kalbinde konumlanan antik kent, konumu nedeniyle birçok farklı yolun keşişim noktasında bulunuyor. Bu stratejik konumu sayesinde de dönemin kültür ve din merkezi olarak görev yapmış. Sümerler, Asurlular, Romalılar, Bizanslılar olmak üzere birçok medeniyete ev sahipliği yapan antik kente gittiğinde Harran Kalesi, Harran Höyüğü, Harran Ulu Cami, Han El-Bağrur Kervansarayı’nı mutlaka görmelisin. Bölgeye has konik kubbeye sahip kümbet evlerini de gezmeni öneririm.

 

Deyrulzafaran Manastırı, Artuklu Mardin

Deyrulzafaran Manastırı, Artuklu Mardin

Mardin şehir merkezinin 4 kilometre uzağında Mardin Ovası’na hakim bir noktada konumlanan Deyrulzafaran Manastırı, mimarisiyle görenleri büyülüyor. Tarihi milattan önce 5. yüzyıla kadar uzanan manastır, Süryaniler için kutsal bir öneme sahip. Geçmişte 640 yıl boyunca Süryanilerin patriklik merkezi olarak kullanılan Deyrulzafaran Manastırı, sadece din değil eğitim ve kültür alanlarında da önemli roller oynamış. Bölgenin ilk matbaası burada kurulmuş ve Süryanice, Osmanlıca, Arapça ve Türkçe yüzlerce kitap bu matbaada basılmış. 50 yıl boyunca işlev gören matbaa makinesinin parçalarının bir kısmı hala manastırda görülebiliyor. Mor Hananyo Kilisesi, Meryem Ana Kilisesi, Azizler Evi ve Güneş Tapınağı olmak üzere 4 ayrı kısımdan oluşan manastırda gün batımı saatlerinin güzelliğini de görmeni öneririm.

 

Malabadi Köprüsü, Silvan Diyarbakır

Malabadi Köprüsü, Silvan Diyarbakır

Malabadi Köprüsü Nerede?

 

Malabadi Köprüsü Diyarbakır ili ile Batman ili yolu üzerinde konumlanmış durumdadır. Malabadi Köprüsü diğer bir diğer ifadesiyle Silvan İlçesi’nin yakınlarında bulunan Malabadi Köprüsü dünya üzerinde varlık göstermekte olan en büyük Kemerli köprü olma özelliği barındırmaktadır. Artuklular tarafından inşa edilmiş olan tarihi Malabadi Köprüsü, 1147 yılında yapılmıştır. Üzerinde ulaşım gerçekleştirilmeyen Malabadi Köprüsü Türkiye'nin en önemli tarihi eserlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

 

Tarihi köprünün üzerinde hayvan, insan ve güneş motifleri bulunmaktadır. Malabadi Köprüsü kervan ve yolcular için ayrıca 2 adet odayı bünyesinde barındıran bir yapı olma özelliği taşımaktadır. Yapı sahip olduğu bu son derece önemli olan özelliği ile diğer köprülerden ayrılmaktadır.

 

Diyarbakır ve Batman yolu üzerinde konumlanmış olan Malabadi Köprüsü Batman çayının üzerinde yer almaktadır. Orta Çağ mimari eseri olarak varlık göstermekte olan Malabadi Köprüsü, Silvan İlçesi’ne 23 kilometre mesafede yer almaktadır.

 

Malabadi Köprüsü'ne Nasıl Gidilir?

 

Malabadi Köprüsü konum olarak Diyarbakır ile Batman yolu üzerinde Silvan ilçesinin yakınlarında bulunmaktadır. Ankara ile İstanbul üzerinden direkt yapılan uçuşlar ile Diyarbakır ve Batman havaalanına varış sağlandıktan sonra Diyarbakır-Batman yolu üzerindeki tabelalardan yararlanılarak Malabadi Köprüsü’ne ulaşım kolaylıkla sağlanabilmektedir. Bu sayede tarihin büyüleyici atmosferine tanıklık ederek neredeyse 1000 yıllık olan köprüyü görmek mümkün olacaktır.

 

Malabadi Köprüsü Tarihi ve Özellikleri

 

Malabadi Köprüsünün inşasına ilk olarak 1147 tarihinde Artuklular tarafından başlanmıştır. Köprüyü inşa eden kişinin adı Timurtaş Bin-i İlgazi'dir. Bu bilgiler köprü üzerinde bulunan kitabeden öğrenilmiştir. Timurtaş Bin-i İlgazi'nin ölümü sonrasında köprü inşası 1155 Senesinde oğlu olan Necmeddîn Alpi tarafından devam edilerek tamamlanmıştır. Köprü tarihi boyunca çeşitli dönemlerinde restorasyon görmüştür. Gerçekleştirilmiş olan en önemli son restorasyon 1989 senesinde Silvan Belediyesi tarafından gerçekleştirilmiştir.

 

Tarihi Malabadi Köprüsünün sahip olduğu en önemli özelliklerinden biri dünya genelinde bulunmakta olan tüm taş köprüler içinde en geniş kemerli köprü niteliğine sahip olmasıdır. Kemerin her iki yanında da birer oda bulunmaktadır. Bu odalar tarih içerisinde yolcular ve kervanlar tarafından konaklama yeri olarak kullanılmıştır. Yaz dönemlerinde sıcaktan, kış dönemlerinde soğuktan koruyan odalar eskiden dehlizlerle başka sığınaklarla da bağlantılı yapıda olmuştur.

 

İnşa edilmiş olduğu dönemde matematik ve mühendislik bilimlerinin yeterince gelişmemiş olmasına karşın köprüye nasıl bu kadar geniş bir kemer yapılabilmiş olduğu büyük bir şaşkınlık uyandırmaktadır. Nehcivan çeliğinden yapılmış olan korkuluklar da başlı başına bir sanat eseri olma özelliği taşımaktadır. Malabadi Köprüsü üzerinde insan, güneş ve aslan figürlü kabartmalar da oldukça ilgi çekicidir. Yoldan geçen yolcu ve kervanların kullanabileceği bir tuvalet de köprü içerisinde inşa edilmiştir.

 

Malabadi Köprüsü Hakkında Kısa Bilgi

 

Malabadi Köprüsünün üzerinde bulunan kitabeye göre köprü 1147 Senesinde, yani Artukoğulları Beyliği zamanında Timurtaş Bin-i İlgazi isimli bir kişi tarafından yapılmıştır. Köprünün sahip olduğu eni 7 metre ve uzunluğu da 150 metredir. İnşası esnasında renkli taşlar kullanılmıştır. Dünyada üzerindeki taş köprüler arasında kemer açıklığı en fazla olan köprü olma özelliğine sahip olan bir yapıdır.

 

Tarihi Malabadi Köprüsü'nün boyu 1.50 metre eni 7 metre yüksekliği de 19 metre olarak ölçülmektedir. Tam bir medeniyet harikası olarak öne çıkan Malabadi Köprüsü, dünyanın günümüze kadar ulaşan en büyük kemer açıklığı olan taş köprüsü olmaktadır. Malabadi köprüsü üzerinde bulunan insan, güneş ve aslan figürlü kabartmalar oldukça dikkat çekicidir.

 

Malabadi Köprüsü yalnızca bir köprü olmaktan farklı olarak içinde bulunan odacıklar, kapılar merdivenler, tuvalet ve çeşitli kabartmalarla diğer köprülerden oldukça farklı bir özelliğe sahiptir. Yığma tekniğiyle inşa edilmiş olan Malabadi Köprüsü, ince ince işlenmiş bir yapıdır. Tarihi Malabadi Köprüsü, bölgeden temin edilmiş olan Kalker taşı kullanılarak yapılmıştır. Bu sayede günümüze kadar bozulmadan ulaşmayı başarmış tarihi eserler arasında yerini almıştır.

 

Malabadi Köprüsü Hikayesi

 

Malabadi Köprüsü, ticari kervanların çok fazla kullanılmakta olduğu bir bölgede olması sebebiyle yolculara ve kervanlara hizmet verilmesi için inşa edilmiş olan bir yapıdır. Köprüde bulunan konaklama alanları ve tuvalet inşa edilmiş olduğu dönemin çok ilerisinde hizmetler vermiştir.

 

Köprüde bulunan konaklama alanlarının bazı dehliz ve gizli geçitler vasıtasıyla başka barınaklara bağlantılı olması, güvenlik noktasında kafa yorulduğunu ve bu doğrultuda gerekli olan önlemlerin alındığını ortaya koymaktadır. Köprü inşa edilmeden önce burada başka bir köprü bulunduğu ve Malabadi Köprüsü yapımına hazırlık olarak o köprünün yıkıldığı düşünülmektedir.

Web ve grafik tasarım alanında çalışan bir tasarımcıyım. Estetik, performans ve kullanıcı deneyimini bir arada düşünerek projeler üretiyorum. Aynı zamanda blog yazarıyım; web, tasarım ve dijital dünyaya dair öğrendiklerimi sade ve faydalı içerikler halinde paylaşıyorum.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Yorumlar

https://www.blog.delitavsan.com/assets/images/user-avatar-s.jpg

0 comment

Write the first comment for this!

Facebook Yorumları