okunma
Uzungöl, Çaykara Trabzon
Uzungöl, Türkiye'nin Trabzon ilinde yer alan bir heyelan set gölüdür. Çaykara ilçesinin Uzungöl Mahallesi'nde bulunur. Yamaçlardan düşen kayaların, Haldizen deresinin önünü kapatmasıyla oluşmuştur. Uzunluğu 1.000 m, genişliği 500 m, alanı 500.000 ha olan gölün en derin yeri 15 m'dir.[1] 2004 yılında DSİ'nin gölde gerçekleştirdiği rusubat temizliği sonucunda göl alanı %67 büyümüştür.[2] Uzungöl, 3 Ekim 1989'da ilan edilen Uzungöl Tabiat Parkı'nın bir parçasıdır.[3]
Haldizen Deresi’nin kapanmasıyla oluşan Uzungöl, yazın ayrı kışın farklı güzel oluyor. Yaz boyu yağan yağmurlarla çevresi yemyeşil kalan Uzungöl, kışın da bembeyaz örtüye büründüğünde kartpostallık manzaralar sunuyor. Son yıllarda çok fazla ziyaretçi alan bölgedeki turistik opsiyonlar da oldukça gelişme gösteriyor. Yamaç paraşütü, ATV turları, heliski, safari ve trekking yaparak tatiline farklı maceralar katabilirsin. Uzungöl otelleri de yemyeşil manzaraya uyanmanın en güzel halini vadediyor.
Sümela Manastırı, Maçka Trabzon
Altındere Vadisi’nin tüm güzelliğine hakim Karadağ’ın eteklerinde kayalıklar üzere kurulu olan Sümela Manastırı, heybetli bir görüntüye sahip. Yeşilliklerin içinde bulutların arasından kendini gösteren manastır, Meryem Ana adına kurulmuş. 6 katlı yapıya dar ve uzun bir merdiveni çıkarak ulaşılıyor. Biraz yorucu olsa da manastırın içinde görebileceğin detaylı freskler ve resimler ilgini çekecek. Harika fotoğraflar çekebileceğin manastıra sadece bir Trabzon uçak bileti kadar uzaktasın.
Ayder Yaylası, Çamlıhemşin Rize
Ayder yaylası nerede? Ayder yaylası hangi şehirde?
Karadeniz'in en güzel ve turistik merkezlerinden biri olan Ayder yaylası özellik yaz aylarında turist akına uğruyor. Rize’de gezilecek yerlerin başında gelen Ayder 1300 metrelik bir rakıma sahip. Peki Ayder yaylası nerede? İşte Ayder yaylası hakkında merak edilenler...
13. yüzyıla dayanan bir geçmişe sahip olan Ayder Yaylası her daim görenleri kendisine hayran bıraktıran yemyeşil görüntüye sahip olmasıyla biliniyor. Karadeniz’de turizmin merkezi olan Ayder yaylası doğasıyla olduğu kadar festivalleri ile de tanınıyor. İşte Ayder hakkında bilgiler…
AYDER YAYLASI NEREDE?
Ayder 1300’lü yıllarda Halalılar tarafından kurulmuştur. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinin 19 km güneydoğusunda yer alan 1350 m rakımda ladin ve kayın ormanlarıyla kaplı bir yayladır.
Ayder hiçbir zaman yayla olarak kullanılmamıştır, Ayder’i Halalılar dinlenme amaçlı kullanmışlardır. Halalılar, Hala Köyünden yaylalarına (Kavrun, Ceymakçur, Paákçur) göç ederken Ayder’de kaplıcada dinlenirler. Araştırmacı Metehan Mollamehmetoğlu Ayderin 1900’lü yıllarda bölge insanı’nın(Halalılar) bir dinlenme yeri olduğunu söyledi. Kaplıcanın geçmişi 1700’lü yılları bulunmaktadır.
Halalıların Ayder, Aşağı Ceymakçur,Yukarı Ceymakçur diye üç yaylası vardir. Mayıs ayında Ayder haziran ayinda aşağı Ceymakçur temmuz ayında Yukarı Ceymakçur yaylalarına göç edilir. Agustos ayında Aşağı Ceymakçura göçler indirilir göççüler Ayderde Hodoc’a (ot biçme şenlikleri ) inerler.Eylül ayında da göçler Aydere iner ekim ayinda da Hala köyüne göçerler Hallalılar yakin zamana kada Ayderi yayla olarak kulanırlardi.Turizmle beraber Ayder yaylası da turizm ve eğlence merkezi oldu.
AYDER FESTİVALİ
Başlangıçta Halalılar’ın yazın çayır biçerek(Ĥodoç), büyükbaş hayvanlarının kışlık ot ihtiyacını sağlamak amacıyla kullanılmaktayken, turizm merkezi olmasıyla bu vasfını büyük ölçüde kaybetmiş Pansiyonculuk ve gelen turistlere hitap eden hediyelik eşya mağazaları temel geçim kaynağı haline gelmiştir.
Fırtına Deresi, Çamlıhemşin Rize
Fırtına Deresi (Eski Yunanca: Pordanis, Zan dili: Abovitse[1]) veya eski adıyla Peruma, Doğu Karadeniz'de yer alan akarsulardan birisi olup, Kaçkar Dağları'nın Karadeniz'e bakan yamaçlarındaki derelerin birleşmesi ile oluşmuştur. Rize Ardeşen'in yaklaşık 2 km batısında Karadeniz'e dökülen Fırtına Deresi, 68 km[2] uzunluğundadır. Çay bahçeleri içerisinden geçen, üzerindeki kemer köprülerle süslü Fırtına Deresi, raftinge elverişli parkurlara sahiptir. Nehirde sportif olta balıkçılığı yapılabilmektedir.[3]
Parkur
Rize - Ardeşen kara yolundan, güneye çıkan karayolu takip edilerek 22. km'de Çamlıhemşin ilçesine ulaşılır. Çamlıhemşin'in yaklaşık 1 km güneyinden parkura başlanılabilinir. (km: 0) 5. kilometrede iri kayalara dikkat edilmelidir. 7. km, 8. km ve 9. kilometrede tehlike arz eden geçişler olduğu için suyun iyi incelenmesi gerekir. 12. kilometrede batı yönünde kalan yamaçtaki Duygulu şelalesi yöreye ayrı bir güzellik vermektedir. Parkuru, Fırtına Deresi'nin Karadeniz'e dökülmeden önce uygun bir yerinde bitirmek mümkündür.
Yaklaşık 23 km süren parkur boyunca derenin yatağı çok taşlık olup, suyun debisine göre 3 - 4 - 5 zorluk derecesinde yerler vardır. Aşırı yağmurlarda dikkat edilmelidir. Fırtına Deresi bütün yıl boyunca akarsu sporu için uygundur.
Fırtına Deresi, Kaçkarlarda bulunan ve yerli turistler kadar yabancı turistlerin ve doğa tutkunlarının uğrak yeridir.
Fırtına Deresi yükseklerden inerken birçok kola ayrılır. Bu kollar dağın yamaçlarında akarken ormanın içinde birçok irili-ufaklı göller ve çağlayanlar meydana getirirler. Fırtına Deresi özellikle son yıllarda rafting sporuna meraklı olanlar için ideal bir merkez halini almıştır.
2013 senesinde Fırtına Deresi'ni denizle birleşiminin olduğu yerde, Recep Yazıcıoğlu'nun adını taşıyan Türkiye'deki ikinci yapay parkuru yapılmıştır.
Dere havzası
Fırtına Deresi havzası Rize ilinin Ardeşen ve Çamlıhemşin ilçelerinin sınırları içerisinde yer almakta olup, 1177,03 km²’lik yüzölçümü ile Doğu Karadeniz’deki en büyük akarsu havzalarından biridir. Kuzeyden Karadeniz, güneyden Kaçkar ve Soğanlı dağlarının su bölümü çizgisi ile sınırlanmıştır. Deniz kıyısından hemen duvar gibi yükselen dağlar 40 km kuş uçuşu mesafede 3900 metrelere ulaşır. Türkiye’nin 4. büyük zirvesi olan Kaçkar Dağı 3932 m çalışma sahasını güneyden sınırlayan su bölümü hattının en yüksek noktasıdır. Yine, Verçenik Dağı (3711 m), Altıparmak Dağı (3562 m) sahayı güneyden sınırlayan yüksek kütlelerdir. Çalışma sahasını doğuda Çağlayan Deresi havzası, batıda ise Ortaköy Deresi havzası ile sınırlanmıştır.
Fauna
Nehirde yaşayan balık türleri sırayla Salmo coruhensis, Salmo rizeensis, Alburnoides fasciatus, Barbus escherichii, Squalius sp., Mugil cephalus, Liza aurata ve Ponticola rizensis'tir.[4]
Klimatik özellikleri
Dünya iklimlerinin yapısı genel olarak atmosfer sirkülasyonuna bağlı olmakla beraber, bulunan yerin matematiksel konumu v.b özellikleri de bağlıdır. Böylece yüksek enlemlerde kutup ve kutup altı iklimleri görülürken, orta enlemlerde ılıman iklimler, tropikal iç bölgelerde ise ekvatoral ve tropikal iklimler görülmektedir. Özellikle yer-deniz-atmosfer ilişkileri, karasallık, yer şekli, yükseklik etkisi bölgesel iklimlerin kökenini tayin eder. Çalışma sahası polar hava kütleleri ile tropikal hava kütlelerinin geçiş sahasında yer alır. Bu kütlelerin gezici karakterde olması nedeniyle bölgede iklim mevsimlere göre değişiklik gösterir. Kışın polar hava kütleleri hakim iken yazın tropikal hava kütleleri sahada etkili olur ve bol yağış alır.
Sıcaklık
Sahanın dağlık olması ve kısa mesafelerde 3900 metreye kadar yükseltinin artması sıcaklık değerlerinin havza içindeki farklı noktalarda farklı değerler göstermesine neden olur. Yükseklikle sıcaklığın değişmesinde, atmosferin yerden ısınması, atmosferin ve su buharının alt kısımlarında daha yoğun olması önemli faktörlerden biridir. Yıllık ortama sıcaklık Ardeşen’de 13,9 °C dir. Ortalama yüksek sıcaklık 17,5 °C ve ortalama düşük sıcaklık 11,3 °C değerlerinin birbirine çok yakın olmasında en önemli faktör sahadaki nem oranıdır. Ardeşen meteoroloji istasyonun kıyıda yer alması ve yıllık ortalama bağıl nem değerinin % 70–80 arasında değişmesi aşırı ısınmaya ve soğumaya engel olmaktadır. Ayrıca fön rüzgarlarının kış aylarında sahayı etkilemesi aşırı soğumayı engellemektedir. Sahada en soğuk mevsim kış olup; en düşük ortalama sıcaklık şubat ayında görülür (3,1 °C). Şubat ayından sonra ısınan hava hafif değişkenlikler göstererek en yüksek değerlere Ağustos ayında ulaşır. Ağustos ayı ortalama sıcaklığı 23,4 °C iken ortalama en yüksek sıcaklık ise 27,3 °C dir. Ağustos ayından sonra Aralık ayına kadar düzenli bir şekilde düşen sıcaklık Şubat ayında yine minimum değerlere ulaşır.
Yağış
Çalışma sahası Türkiye genelinde en fazla yağış alan bölgesi içerisinde yer alır (yıllık toplam yağış miktarı 1956 mm). Her mevsim bol yağış alan sahada Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık aylarında aylık ortalama yağış 200 mm’nin üzerindedir. En fazla yağış Ekim ayında düşer (273 mm,). Yağışlar bahar ve yaz aylarında yağmur şeklinde iken, kış aylarında kıyıda yağmur zaman zaman kar, yüksek sahalara doğru kar şeklinde düşer. Sonbaharda sağanak karakter taşıyan yağışlar, çalışma sahasında sel ve taşkın gibi doğal afetlere yol açar. Sahada yağışın en az olduğu ay Nisan ayı olup (57 mm) genel itibarıyla bahar mevsiminde yağış diğer mevsimlere göre daha azdır. Sahanın topoğrafik şartları yağışın fazlalığında rol oynayan en önemli etkenlerden biridir. Çalışma sahasında dağların denize paralel şekilde ve kıyıdan kısa mesafeler içinde yükselmesi orografik yağışların oluşmasına sebebiyet vermektedir.
Jeomorfolojik özellikleri
Fırtına Deresi havzası Doğu Karadeniz Dağlarının Karadeniz aklanında yer alan akarsu havzalar içerisinde en büyük ve yüzey şekilleri bakımından en arızalı görünüme sahip olanıdır. Çalışma sahasında, deniz kıyısından güney yönünde 40 km gidildiğinde 3900 metrelere kadar çıkan (Karçar zirvesi 3932 m) ani bir yükselti artışını görmek mümkündür. Fırtına Deresi Havzasının Jeomorfolojik görümüne bakıldığında, öncelikle kıyıdan başlayan ve basamak şeklinde yükselen taraçalar dikkati çeker. Havzanın iç kısımlarına doğru, akarsu boyunca vadi tabanlarında ve eğim şartlarının da müsaade ettiği yüksek kısımlarda dağ içi ovaları yer alır. Havza genelinde diğer dikkat çekici jeomorfolojik özellik ise gittikçe daralan ve derinleşen V şekilli vadilerdir. Daha yüksek sahalarda kademeli yamaçlar, 2000 metrenin üzerinde yerine kayalıklara geçilir. 2500 metrenin üzerinde ise büyük glasiyal vadilerinin ve üst seviyelerde ise hakim sivri tepeler ve daimi karlarla ve buzlularla kaplı dağlar yer alır. Katılaşım kayaçlarının büyük alanlara yayıldığı çalışma sahası, üst kreatese de meydana gelen tektonik deformasyonlar sonuncu kıvrılmış ve yükselmiştir. Neotektonikte de devam eden tektonik deformasyonlar, sahada kabaca KD-GB ve DB doğrultusunda uzanan tektonik hatlar ile, akarsu şebekesinin oluşum ve gelişimini yönlendirmiş, yer yer 300 metreyi bulan su düşüşlerine ve eğim kırıklıklarına neden olmuştur. Tektonizma sonucunda yükselen saha, dış etken ve süreçlerin günümüze kadar devam eden faaliyetleri sonucunda bugünkü görünümüne kavuşmuştur. Alçak alanlarda ve platolarda flüviyal süreçler, okyanusal iklim şartlarını yansıtan bir yağış etkinliği ile sahayı hızla aşındırırken, yüksek kesimlerde de son buzul çağının morfolojik izleri hala görülebilmektedir. Yüksek kesimlerde, buzul topoğrafyasına ait izler 3900-2100 metreler arasında görülebilir. 2100 metreden daha alçak irtifalara inildikçe Fırtına Deresi, yatağını iyice yararak bazı kesimlerde 1500 metreye varan dik yamaçlı derin vadiler açar. Fırtına Deresi havzasının profil serilerine bakıldığında sahadaki kademeli yapı ve kuvvetli aşınımın izlerini görmek mümkündür. Fırtına Deresi havzasında, eğim güneyden kuzeye doğru, diğer bir deyişle Doğu Karadeniz dağların zirvelerinden Karadeniz’e doğru yönelmekle birlikte, aynı zamanda çalışma sahasında doğudan batıya doğru bir çarpılma söz konusudur.
Toprak özellikleri
Fırtına Deresi havzasında yüksek yağış etkinliği, mevsimler arasında fazla değişkenlik göstermeyen sıcaklık faktörleri, kıyıdan 3900 metrelere hızlı bir şekilde ulaşan arızalı topoğrafyası ve jeolojik yapıda volkanik kayaçların yoğunlukta olması farklı toprak gruplarının oluşmasına neden oluşmuştur. Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan kapsamlı arazi çalışmalarına göre, Rize toprakları altı ana grupta toplanmaktadır. Bunlar; alüvyal topraklar, kolüvyal topraklar, kırmızı-sarı podzolik topraklar, gri-kahverengi podzolik topraklar, kireçsiz kahverengi orman toprakları ve yüksek dağ çayır toprakları şeklindedir.
Köprüler
Çamlıhemşin Köprüsü
Kaptanpaşa Köprüsü
Kadıköy Köprüsü
Mikron Köprüsü
Seslikaya Köprüsü
Ardeşen Köprüsü
Bandırma Gemi Müzesi, Canik Samsun
Kurtuluş Savaşı’nın başlaması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında önemli bir rol oynayan Bandırma Vapuru, 2006 yılında müze haline getirilerek ziyaretçilere açıldı. Geminin içinde konumlanan kamarada Mustafa Kemal ve dört silah arkadaşının balmumu heykelleri yer alıyor. Müze alanının genişliğinden faydalanarak belediyenin çalışmalarıyla alana Milli Mücadele Parkı ve Açık Hava Müzesi kurulmuş. Bandırma Vapuru’nu gezdikten sonra bu müzeyi de gezebilirsin.
Sinop Tarihi Cezaevi, Sinop
“Anadolu’nun Alcatraz’ı” olarak adlandırılan Sinop Tarihi Cezaevi’nin içinde bulunduğu kale, yaklaşık M.Ö. 2000 yıllarında inşa edilmiş. Kalenin cezaevi olarak kullanılışıyla ilgili belgeler, en eski tarih olarak 1568’i gösteriyor. 1887’de ise resmi olarak cezaevi olmuş. 1999 yılında kapatılmış ve müze olarak restore edilmiş. Aralarında Sabahattin Ali’nin de bulunduğu birçok şair, politikacı, yazar ve sanatçının hapis yattığı cezaevinin üç yanı denizle çevrili. Bu nedenle de çok büyük bir nem sorunu var. Hatta bu nem problemi nedeniyle cezası bitmeden hayatını kaybeden mahkumlar olmuş.
Tarihî Sinop Kapalı Cezaevi, bir dönem "Anadolu'nun Alkatrazı"[1] tabiri ile de tanınan ve 1999 yılında kapatılmış cezaevidir. 2000'de müzeye çevrilmiştir.[2][3] 2020'de yerleşkenin içi ve çevresinde restorasyon çalışmalarına başlanmıştır.[4]
Tarihi
Sinop Cezaevi
Üç yanı deniz olan ve tarihî Sinop Kalesi duvarlarının içerisinde yer alan cezaevine ev sahipliği yapan kale yaklaşık 4000 yıl önce Gaskalılar tarafından yapılmıştır. Yunanlar, Pontus, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar kendi dönemlerinde kaleyi korumuş ve güçlendirmişlerdir. Kalenin cezaevi olarak kullanımına ait en eski belgeler ise 1568 yılına dayanmaktadır. Evliya Çelebi seyahatnamesinde bu zindandan şöyle bahsetmiştir;
"Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkûmları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkûm kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar."
İç kalenin resmi olarak zindana dönüşmesi ise 1887 yılında olmuştur. O dönem Sinop Mutasarrıfı Veysel Paşa yeni binalarla birlikte bir de hamam eklemiştir. 1939 yılında da çocuk hapishanesi olarak kullanılmak üzere bir bina daha yapılmıştır.
Sabahattin Ali, “Duvar” adlı öyküsünde Sinop Cezaevi’ni şu sözlerle anlatmıştır:[5]
“Uzun zamanlar deniz kenarında ve surlar içindeki bir hapishanede kaldım. Kalın duvarlara vuran suların sesi taş oralarda çınlar ve uzak yolculuklara çağırırdı. Tüylerinden sular damlayarak surların arkasında yükseliveren deniz kuşları demir parmaklıklara hayretle gözlerini kırparak bakarlar ve hemen uzaklaşırlardı.”
Kırım Hanı II. Devlet Giray, Sabahattin Ali, Refik Halit Karay, Mustafa Suphi, Ahmet Bedevi Kuran, Ruhi Su, Burhan Felek, Zekeriya Sertel, Refi' Cevad Ulunay, Celal Zühtü Benneci, Hüseyin Hilmi, Osman Cemal Kaygılı, Kerim Korcan, Osman Deniz bu cezaevinde yatmış bazı isimlerdir.
Yedigöller Milli Parkı, Bolu
Zengin bitki örtüsüyle her mevsim bambaşka güzellikte görüntülere sahne olan Yedigöller Milli Parkı’nda 7 tane heyelan gölü bulunuyor. Sazlıgöl, İncegöl, Nazlıgöl, Küçükgöl, Deringöl, Büyükgöl ve Seringöl adlarında bu 7 göl ve etrafındaki bitki örtüsünde özellikle sonbahar aylarında kırmızı, turuncu ve sarı renklerinin harmonisiyle romantik bir görüntü sunuyor. Türkiye’nin en küçük milli parkları arasında olan park, günübirlik geziler için ideal. Kamp yapmayı seviyorsan göllerin manzarasına uyanmanın keyfi de bir başka oluyor.
Amasra, Bartın
Batı Karadeniz’in en güzel destinasyonlarından biri olan Amasra, yaklaşık 3000 yıllık bir geçmişe sahip. Birçok medeniyetin başkenti olarak kullanılan belde, Fatih Sultan Mehmet tarafından “Çeşm-i Cihan” yani “dünyanın göz bebeği” olarak tanımlanmış bir yer. Sıcacık atmosferiyle bir sahil kasabının tüm huzurunu keşfedebileceğin Amasra’da Amasra Kalesi, Kemere Köprüsü, Çekiciler Çarşısı, Amasra Müzesi ve Ağlayan Ağaç mutlaka görmen gereken yerlerden. Ancak Amasra’nın tadı en güzel, deniz manzaralı restoranlarda taze balık yerken çıkıyor. Eğer mevsiminde gidersen ömründe yiyebileceğin en güzel hamsiyi, kalkanı, mezgiti ve tekiri burada yiyeceksin eminim. Balığın yanında da tabii ki meşhur Amasra salatasını tatmalısın. Eğer yazın gelirsen Amasra plajlarında denizin tadını da çıkarabilirsin. Büyük Liman Plajı, Küçük Liman Plajı, İnkumu Plajı ve Bozköy Plajı beldenin en çok tercih edilen plajları arasında.
Abant Gölü, Bolu
Dört bir yanı doğa harikası olan memleketimizin en gözde köşelerinden biri Abant Gölü. Coğrafi konumunun bunda büyük etkisi var, çünkü İstanbul ile Ankara arasında, kısa kaçamak heveslilerini memnun edecek uzaklıkta. Köknar, çam, kayın ağaçlarının bolca bulunduğu Abant Gölü’nde her mevsim ayrı bir güzelliği doyasıya yaşayabilirsiniz. Güneşli güzel havalarda piknik yapmayı seviyorsanız mayıs-eylül arası gitmelisiniz. İlkbaharda canlanan doğa size harika trekking olanakları da
Abant'ta hava durumu
Kışın ise göl donuyor ve bir masal alemine taşıyor sizi. Kızakla gezip tepelerden kayarak çok eğlenebilirsiniz. Huzur yine yanınızda ama bu kez karla karışık masalsı bir manzarayla... “Abant’ta sonbahar”ı sona sakladım; nedeni, bu mevsimdeki görsel şölenin bambaşka olması. Sonbahar hüzün zamanıdır ama Abant size bu mevsimi de farklı yaşatır. Sarıdan başlayıp turuncu ve kızılın her türlü tonundan geçtikten sonra kahverengiyle buluşan bir doğa manzarası düşleyin, ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Abant Gölü
Abant Gölü ve çevresi milli park statüsünde. Bir krater gölü olan Abant’ın tamamen kaynak sularından oluşması, nadir özellikteki bir tür nilüferle kaplı oluşu ve benzersiz bitki örtüsü bu statüyü kazandırmış. Göl ve çevresi aynı zamanda susamuru koruma alanı. Susamurlarını görebilmek için sabahları güneş doğmadan yuvalarının olduğu yere gidip beklemek gerekiyor.
Abant Gölü’nü anlatırken, en kısa yoldan, “Harika bir doğa bekliyor sizi” demek yeterli aslında. Peki bu doğa harikasında neler yapılabilir? Yürüyüş parkurunu takip ederek gölün çevresinde uzun yürüyüşlere çıkın. Yürürken karşılaşacağınız sazlıklar, nilüferler size “bonus” olacaktır.
Abant'ta neler yapılır?
Mevsimine göre bisiklete binebilir, oltayla alabalık tutabilirsiniz. Bu sakinlik içinde biraz adrenaline ihtiyaç duyarsanız, yamaç paraşütü yapabilirsiniz. Atla ya da faytonla gölün çevresini gezmek ise ayrı bir keyif. Ya da içinizdeki sanatçı ruhu depreştirecek görüntülerin fotoğrafını çekmek, resimle ilginiz ilkokul zamanlarında kalmış olsa bile kurşun kalemle bir şeyler çizmek isteyebilirsiniz.
Göl kıyısına demir atıp “kendin pişir kendin ye” tarzında vakit geçirmeniz de mümkün burada. Rahatınıza düşkünseniz kıyıdaki tesislerden faydalanın. Ruh halinize göre romantik, duygusal, sanatçı veya sportif; hangi kimliği uygun görürseniz onu kuşanabilirsiniz Abant’ta. Emin olun tatili uzatmak isteyeceksiniz, çünkü içinizde saklı kalmış tüm duygularınız ortaya çıkacak. Başından beri söyleyip durduğum muhteşem doğa sizi ayartacak ve “Burada biraz daha kal” diye baskı yapacak.
Abant'ta gezilecek yerler
Bolu çevresinde Abant Gölü dışında iki doğal güzellik daha var: Gölcük ve Yedigöller. Gölcük’e, şehir merkezinden kaplıcalar yönüne doğru 25 kilometrelik bir yolla ulaşıyorsunuz. Burası, Aladağlar’ın eteklerinde çam ve köknar ormanlarının ortasında bir nazar boncuğu gibi parlıyor. Milli park sahası içindeki gölün çevresi, yürüyüş parkuru ve dinlenme alanı olarak düzenlenmiş. Seyir istasyonu olan ahşap iskeleler, yaklaşık 400 metrelik aralıklarla göle açılıyor.
Gitmişken Yedigöller’e de uğrayın. Ormanın gizlediği 7 küçük gölün büyüsüne kapılacaksınız. Ama bunun için Bolu şehir merkezinden 42 kilometrelik zorlu yolu göze almalısınız. 1965’ten bu yana milli park kapsamında olan 2 bin 900 hektarlık ormanlık alanda; alabalık üretme çiftlikleri, seyir terasları, piknik alanları, konuk evleri ve bir de şelale bulunuyor.
Kral Kaya Mezarları, Amasya
Kral Kaya Mezarları, Helenistik dönem'nde, Amasya'daki Harşena Dağı'nın güney eteklerindeki kalker kayalara oyulmuş olan anıt mezarlardır.[1]
MÖ 302 yılında Pontus Krallığı I. Mithridates tarafından kuruldu ve başkent olarak Amasya seçildi. Kız Sarayı bölgesinde I. Mithridates'ten MÖ 160 yılına dek hüküm süren I. Farnakes'e kadar olan beş kralın (I. Mithridates, Ariobarzanes, II. Mithridates, III. Mithridates, I. Farnekes) mezarı bulunur. Krallar Vadisi olarak bilinen ve Yeşilırmak kıyısında bulunan bölgede toplamda, Amasya Kalesi içindeki dokuz kaya mezarını da dahil ederek 21 kaya mezarı bulunur.[2][3] Kaya mezarlarının arkalarına oyulmuş geçitler bulunur. Mezarlar kente hakim konumdadırlar.[1]
Kız Sarayı bölgesinde ören yerinin içinde 15. yüzyılda, Osmanlı döneminde yapılmış iki hamam yer alır
Safranbolu Evleri, Safranbolu Karabük
Safranbolu evleri, Karabük iline bağlı Safranbolu ilçesinde, 18. ve 19. yüzyıl Osmanlı kent dokusunun günümüze kadar korunduğu bölgenin genel adıdır. UNESCO tarafından 17.12.1994'te Dünya Kültür Mirası listesine alınmıştır. Osmanlı döneminde, Safranbolu evlerinin harcının yumurta akından yapıldığı ve çok uzun süre depreme dayandığı rivayet edilir. Bu evlerin bir depreme dayanma özelliği de toprağın dibine yapılmamasıdır. Safranbolu evleri beyaz renklidir ve bu evler birbirinin önlerini kapatmazlar.
Yorumlar
0 comment