okunma
Selimiye Camii, Edirne
Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” olarak tanımladığı Selimiye Camii, 70 metre uzunluktaki 4 minaresi ve heybetli kubbesiyle görenlerin hayran kaldığı bir yer. Minarelerinin uzunluğuyla ne kadar uzak olsa da birçok farklı yerden bakıldığında görülen camii, Edirne’nin simgesi halinde. Caminin yaklaşık 31,30 metre çapındaki kubbesini taşıyan bir kolon bulunmuyor. Bu nedenle de mimari tarihi açısından oldukça önemli bir yere sahip.
Selimiye Cami, Edirne'de bulunan, Osmanlı padişahı II. Selim'in Mimar Sinan'a yaptırdığı camidir. Sinan'ın 90 (bazı kitaplarda 80 olarak geçer) yaşında yaptığı ve "ustalık eserim" dediği[1] Selimiye Camii gerek Mimar Sinan'ın gerek Osmanlı mimarisinin en önemli yapıtlarından biridir.
Caminin kapısındaki kitabeye göre yapımına 1568 (Hicri: 976) yılında başlanmıştır. Caminin 27 Kasım 1574 Cuma günü açılması planlanmışsa da ancak II. Selim'in ölümünün ardından 14 Mart 1575'te ibadete açılmıştır.
Mülkiyeti Sultan Selim Vakfı’ndadır[5]. Bugün şehrin merkezinde bulunan caminin yapıldığı alanda inşasına Süleyman Çelebi döneminde başlanan, sonradan Yıldırım Bayezid'in geliştirdiği Edirne'nin ilk sarayı (Saray-ı elik) ve Baltacı Muhafızları haremi bulunmaktaydı. Bu alandan “Sarıbayır” veya “Kavak Meydanı” diye bahsedilir.
2000'de UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesi'ne dahil edilen[6] Selimiye Camii ve Külliyesi, 2011'de ise Dünya Mirası olarak tescil edildi.
Maşukiye, Kartepe Kocaeli
Maşukiye, Kocaeli'nin Kartepe ilçesinin bir mahallesi.
İzmit'e uzaklığı 20 kilometredir. 2000 yılında yapılan nüfus sayımına göre nüfusu 6,483'dür. Maşukiye beldesinin Soğuksu ve Çınarlı olmak üzere iki mahallesi vardır.
Tarihçe
1864 yılında sona eren Kafkas-Rus savaşları sonucu Kafkasya'nın sahil kısmı Çerkesleri, bugünkü Soçi ve yakınlarında yaşayan Ubıhlardan Öçbe Murat Bey'in önderliğinde kurulmuştur. Mahallede Çerkesler'in Ubıh-Adige ve Abhaz boyları yerleşmiştir. Daha sonra Lazların ve Karadenizliler'in yerleşmesiyle bugünkü belde oluşmuştur.[1] Türkiye'nin ilk kadın Belediye Başkanı Leyla Atakan (Ubıh-Pilohe) İzmit Belediye Başkanlığı yapmıştır. Babası Kurtuluş savaşı komutanlarından Hasan Paşa, Maşukiye'nin yetiştirdiği değerlerdendir. Bu isimle lisesi vardır.
2 Mayıs 1986'da belediye statüsü alarak beldeye dönüştü.[2] 12 Kasım 2012'de TBMM'de kabul edilen 6360 sayılı kanun ile mahalle oldu.[3]
Coğrafi konumu
Maşukiye'nin kuzeyinde Sapanca Gölü bulunmaktadır. Güneyinde Kartepe ve Samanlı dağları bulunmaktadır. Sapanca Gölü'nün çevresinde bir adet yürüyüş yolu ve çay bahçeleri var. Kocaeli'nin ve Marmara Bölgesi'nin en önemli mesire yerlerindendir. Alabalık restoranları ile ünlüdür ve aşıklar diyarı olarak da bilinir. Son yıllarda kış turizminde de büyük gelişim göstermiştir.
Tarihi Yarımada, İstanbul
Tarihî yarımada ya da Suriçi; Haliç, İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi ile çevrili olan; İstanbul şehrinin ilk kurulduğu ve geliştiği bölgeye verilen addır. Tarihî yarımadada ilk yerleşim yeri MÖ 685 yılında Megara'dan gelen Yunanlar tarafından Byzantion adıyla kurulmuştur. Tarih boyunca yarımadadaki şehir değişik adlarla anılmış; Türkler tarafından ele geçirildikten sonra ise Dersaadet ve İstanbul gibi adlarla anılmıştır.
Bizans döneminden kalma şehir surları yarımadanın batı sınırını oluşturmaktadır. Osmanlı döneminden bu yana yarımada Suriçi olarak da adlandırılmaktadır. Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda İstanbul'un merkez ilçesi statüsünde bulunan bölgede 2008 yılına değin Fatih ve Eminönü olmak üzere iki ilçe bulunuyordu. Bu tarihte Eminönü Belediyesi fesholunarak Fatih ilçesine bağlandı.
Bölgenin tarihî yarımada olarak adlandırılmasının nedeni İstanbul'un en eski yerleşim yeri olmasının yanı sıra, içinde bulundurduğu sayısız tarihî eserdir. Bizans ve Osmanlı dönemlerinden kalma onlarca saray, cami, kilise, çeşme, dikilitaş ve konut tarihî yarımadanın simgeleridir.
15.910.168 m² yüz ölçümü ile Tarihî Yarımada 12 Temmuz 1995 tarihli 6848 numaralı bir kararla I. derece arkeolojik, kentsel-arkeolojik, kentsel-tarihi sit alanı ilan edilmiştir.[1]
Prens Adaları, İstanbul
İstanbul'a yakın ama bir o kadar da uzak adaların huzurlu sessizliğinde lezzet dolu bir tura çıkıyoruz. Brandlifemag.com editörleri, bahar kaçamağının en huzurlu adreslerinden biri olan İstanbul'un Adaları'nda (Prens Adaları) için mini bir rehber hazırladı...
BÜYÜKADA
Adaların en büyüğü ve en popüleri olan Büyükada’da güne iki kız kardeşin işlettiği sevimli mekan Bahçede Sinek’in kahvaltısıyla başlayabilirsiniz. Büyükada’yı turlarken muhteşem mimarisiyle göz alan Splendid Otel’e mutlaka uğrayın, hatta kendinizi 1920’lerde hissedeceğiniz bu otelin kafesine oturup kahve keyfi yapabilir, mekanın göz kamaştıran iç dekorasyonunu görmek için lobisinde hızlı bir tur da atabilirsiniz. Tarih ve kültür meraklıları için bir diğer önerimiz ise geniş kapsamıyla şaşırtan Adalar Müzesi’ni ziyaret etmeleri olacak.
Aya Yorgi Kilisesi’nin ve Yücetepe Kır Gazinosu’nun bulunduğu Aya Yorgi Tepesi’ne Lunapark meydanından 25 dakika yürüyüşle ulaşılabiliyor. Ancak bu efor size adanın kalabalığından sıyrılıp muhteşem manzaralarla baş başa kalma şansı veriyor. Burada kiliseyi ziyaret edebilir, salaş gazinoda bir şeyler atıştırabilirsiniz. Gün batımının buradan mükemmel izlendiğini de söylemeden geçmeyelim.
Kahvaltıdan akşam yemeğine kadar günün her saatinde sizi mutlu edecek bir diğer alternatif ise Aya Yorgi yakınlarındaki Eskibağ Teras Restoran. Burada ahşap masanızda taptaze deniz mahsulleri ve leziz mezeleri tadabilirsiniz.
Yemek için adanın merkezini tercih edeceksiniz size önerilerimiz MSA’lı şeflerin açtığı bir meyhane olan Loc’Ada, sahildeki kalabalıktan uzakta, gizli bir bahçede servis veren Fıstık Ahmet’in Yeri Prinkipo Restoran olacak.
Tatlı bir final içinse ister adanın klasik dondurmalarını tadabilirsiniz. Genelde Anadolu Kulübü’nün önünde duran seyyar dondurmacı Yunus usta, adalıların en çok sevdiği seçenek. Rengarenk vitriniyle hemen dikkat çeken Candy Island’da da tatlı ve üçüncü nesil kahve keyfi yapabilirsiniz.
SEDEF ADASI
Adeta minik ve ıssız bir cennet olan Sedef Adası’nda gidebileceğiniz çok özel iki restoran bulunuyor. Aslına bakarsanız, özel bir mülk olan Sedef Adası sadece bu iki restoran ve plajlardan ibaret diyebiliriz. Elio Sedef Restoran ve Club Ada Sedef hem deniz sezonunda plaj olarak hizmet veriyor, hem de sizi ayrıcalıklı lezzetler sundukları lüks restoranlarında ağırlıyor. Her ikisinde de kendinizi İstanbul’da değil de sanki Ege’nin bir beach club’ında hissetmeniz çok olası!
HEYBELİADA
Çam ormanlarıyla kaplı Heybeliada, doğayla baş başa kalabileceğiniz sakin ve muhteşem bir seçenek. Burada gezebileceğiniz Terk-i Dünya Manastırı ve Ruhban Okulu gibi ilginç yapılar bulunuyor. Adada hayatlarının bir kısmını geçirmiş İsmet İnönü ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’a adanmış iki ayrı müze de yer alıyor. Ve elbette sinagoglar, kiliseler de adanın olmazsa olmazlarından. adanın en güzel yürüyüş yolu adı üstünde çamlarla süslü olan Çam Limanı Yolu.
Heybeliada’nın lezzet mekanlarına gelirsek sabah kahvaltısı için hızlı ama leziz bir alternatif olarak Nazlıgül Börek’i sayabiliriz. Ancak daha uzun bir kahvaltı keyfi için deniz kıyısındaki restoran ve kafelerle, konaklama mekanlarının açık büfe kahvaltılarını da tercih edebilirsiniz. Kahve ve tatlı keyfi için ise size önerimiz nostaljik dekorasyonuyla Luz Café olacak.
Bahar kaçamağının en huzurlu adresi: İstanbul'un Adaları (Prens Adaları) - 9
Rak-balık keyfi için ise klasiklemiş iki mekandan ilki, adanın en eskilerinden Mavi Restaurant ve zengin alternatifleriyle Heyamola.
BURGAZADA
Prens adalarının en küçüklerinden biri olan Burgazada, sessizliği ve huzuruyla sizi İstanbul’un çok uzaklarına taşıyor. Burgazada’ya geldiğinizde iskelenin hemen karşısındaki Sinem Dondurma’dan kendinize leziz bir külah yaptırmanızı öneririz. Enerjinizi topladıktan sonra Kalpazankaya’ya doğru yürüyüşe geçebilirsiniz. Ama kahvesiz olmaz diyenlerdenseniz önce adanın üçüncü dalga kahvecisi Four Letter Word Coffee’ye de uğrayabilirsiniz.
Yaklaşık yarım saat süren harika bir yürüyüş rotasının ardından adanın arka tarafındaki Kalpazankaya’ya ulaşacaksınız. Burası Marmara’ya kuşbakışı bakan bir tepenin üzerindeki yeşil bir bahçede kurulmuş bir kır restoranı. Deniz seviyesinde ise ufak bir plajı ve bir de kafesi yer alıyor. Burada birbirinden ilginç Rum lezzetlerini ve deniz ürünlerini tadabilirsiniz, mekanın kahvaltısı da harika. Burayı akşam yemeğine saklayıp gün batımı manzarasının tadını çıkarmak da iyi bir seçenek olabilir. Burgazada’ya gelmişken ada ile özdeşleşen Sait Faik’in yaşamını geçirdiği evi ziyaret etme şansını sakın kaçırmayın.
Uludağ, Bursa
Uludağ, Bursa ili sınırları içinde, 2.543 m yüksekliği ile Türkiye'nin en büyük kış ve doğa sporları merkezi olan dağ. Uludağ; Marmara Bölgesinin en yüksek dağıdır. Kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan Uludağ'ın uzunluğu 40 km'yi bulur. Genişliği ise 15–24 km'dir. Toplu ve heybetli bir görünüşe sahip olan bu dağın Bursa'ya bakan yamaçları kademeli, güneye Orhaneli'ne bakan tarafları ise düz ve daha diktir. En yüksek noktası göller bölgesinde yer alan Uludağ tepe'dir (2.543 m). Uzaktan Bursa'ya yaklaşılırken ve oteller bölgesinde görülen yüksek tepe genelde zirve olarak algılanır. Hâlbuki Zirve gibi görünen o tepenin ismi Keşiş Tepedir ve yüksekliği 2.486 m'dir. Uludağ tepe (2.543 m) Keşiş Tepenin 5 km güneydoğusunda yer alır. Dağın kuzey tarafında Sarıalan, Kirazlı, Kadı, Sobra yaylaları vardır.
Tarihi
Antik çağın ilk tarihçilerinden Herodot (MÖ 490-420) yazdığı Herodot Tarihi isimli kitabında Uludağ, "Olympos" olarak geçer ve Olympos'ta Lydia kralı Kroisos'un oğlu Atys'in yaşadığı trajediyi anlatır. Herodot'tan 400 yıl sonra Amasya doğumlu coğrafyacı Strabon (MÖ 64-MS 21) yazdığı 17 kitaptan oluşan Coğrafya isimli kitabında Uludağ, Olympos ve Mysia Olympos'u olarak geçer. Strabon; "Mysia" isminin aslının Lydia'lılarda gürgen ağacı anlamına gelmekte olduğunu belirtir. Roma İmparatorluğu'nda resmi din hıristiyanlık olduktan sonra Uludağ'da 3. yüzyıldan sonra keşişlerin yaşadığı ilk manastırlar kurulmaya başlanmış ve manastırlar 8. yüzyılda sayıca en üst seviyeye çıkmıştır. Uludağ'da Nilüfer çayı ile Deliçay arasındaki vadi ve tepelerde 28 manastır kurulmuştur. Orhan Gazi Bursa'yı uzun bir kuşatmadan sonra teslim almış ve dağdaki keşişlerin yaşadığı manastırların bir kısmı terk edilirken[1], bazılarının yerlerine Doğlu Baba, Geyikli Baba, Abdal Murat gibi müslüman dervişlerin inziva yerleri olmuştur. Bursa'nın fethinden sonra Türkler dağa "Keşiş Dağı" ismini vermişlerdir. 16. yüzyılda Bursa'ya gelen Alman seyyah Reinhold Lubenau Uludağ'ın Türklerin eline geçtikten sonra keşişlerin sadece gündüzleri ibadet için dağa çıktıkları ve manastırların harç kullanılmadan taş duvarlarla yapıldığını belirtir. "Olympos Mysios" veya "Keşiş dağı", 1925 yılında Bursa Vilayeti Coğrafya Cemiyeti'nin girişimleri ve Osman Şevki Bey’in önerisi ile "Uludağ" adını almıştır.
Turizm
Uludağ Kayak Merkezi
Sarıalan Yaylası
Uludağ Teleferiği
1933'te Uludağ’a bir otel, bir de muntazam şose yol yapılmış, böylece bu tarihten itibaren Uludağ kış kayak sporları için bir merkez haline gelmiştir. Düzenli otobüs seferlerinin başlaması da buraya ilgiyi daha da artırmıştır. Sonradan asfaltla kaplanan bu yol Uludağ'ın Kadıyayla hariç bütün yerleşim birimlerini doğrudan Bursa'ya bağlar. Uludağ modern dağ tesisleri, 1963'te hizmete açılan Türkiye'nin ilk teleferiği Bursa Teleferik, dördüncü büyük kent olan Bursa'nın hemen yanında olması ile dağ ve kış turizminin merkezi olmuştur. Uludağ Türkiye'nin en büyük kayak merkezidir. Yol durumunun uygunluğu,uzun kış mevsiminde (Ekim-Nisan arası) kar bulunması, eşsiz manzaraları buraya turist çekmektedir. Dağın doruk noktasından açık havada İstanbul, Marmara denizi ve civar yakın yerlerin görünmesi buraya ayrı bir özellik vermektedir. Doğu, kuzey eteklerinin Bursa Ovasına yakın yerlerinde sıcak su kaynaklarının bulunmasından burada kaplıcalar meydana gelmiştir. Bursa'nın Çekirge semtindeki bu kaplıcalar pek çok hastalığa şifa olmaktadır. Teleferik 2014 yılında tümüyle yenilenmiş ve Kurbağakaya (Oteller) bölgesine kadar uzatılmıştır. Ayrıca teleferiğin ara istasyonu olan Sarıalan'da ve Sarıalan'dan telesiyejle ulaşılan Çobankaya'da Kızılay Derneği'nin her yaz düzenlediği yaz kampları bulunmaktadır. Kirazlıyayla'da kurulu bulunan eski senatoryum binası şu anda otel olarak kullanılmaktadır. Uludağ'da 15 adet özel ve kamuya ait 12 resmi konaklama tesisi vardır. Bunlara ait pek çok telesiyej ve teleski hattı mevcuttur.
İklim ve bitki örtüsü (flora)
Uludağ'ın yüksek yerlerinde eski buzullara ait izlere rastlanmaktadır. Karatepe'nin kuzeyindeki Aynalıgöl, Karagöl ve Kilimligöl buzul gölleri bu izlerin en önemlileridir. Bu göllerin beyaz kar yığınları buraların güzelliğine güzellik katmaktadır. Uludağ'ın Zirvesi olan Uludağ Tepe (2543 m) altındaki kuzey çanağında kalıcı kar tabakaları bulunur. Türkiye'nin en alçakta kalıcı kar bulunan dağıdır.
Etrafındaki çöküntü sahalarının çevresinde yükselen Uludağ'da tabakalar arasında yer yer maden ve maden damar yataklarına rastlanmaktadır. Türkiye'nin önemli volfram yatakları buradadır. İklimi, yüksek dağ özelliğindedir. Yükseklere çıkıldıkça kar yağışı ve miktarı fazlalaşır. Yüksekliğe bağlı olarak da ısı azalır. 1700 m'nin üzerinde kışın Şubat sonunda 150 cm-400 cm arasında kar kalınlığı oluşmaktadır. Uludağ'dan kaynaklanan derin vadiler içindeki pek çok dere, Nilüfer Çayı ile Göksu'ya ulaşırlar.
Uludağ, bitkisel zenginlik bakımından ender yerlerden biridir. Mart ayında alt kademelerde başlayan uyanma, yaz boyunca zirvede devam etmektedir. Özellikle orman kuşağının üzerinde yer alan ve pek çok kişi tarafından kıraç olarak bilinen dağda, çok zengin ve bu bölgeye özgü nadir bitki türleri yayılış göstermektedir.
350 m'den itibaren: defne, zeytin, katran ardıcı, fındık, laden, funda, kızılçam, maki ve çalılık alanlar,
350–700 m arası: kestane, akçakesme, erguvan, koca yemiş, dağ çileği, zeytin, katırtırnağı, Girit ladeni, mazı meşesi, gürgen, kızılcık, alıç, geyikdikeni, sırımbağı, yabani defne, karaağaç, kayın, titrek kavak, karaçam,
700–1000 m arası: kestane, kayın, sapsız meşe, titrek kavak, karaçam, ya kızılcık, alıç, geyikdikeni, muşmula,
1000-1050 metreden itibaren: kayın ormanları 1500 metreye kadar ulaşır.
1500–2100 m arası: Uludağ köknarı, bodur ardıç, yaban mersini, ayı üzümü, yabani gül, geyik dikeni, çoban üzümü, söğüt, karaçam, kayın, gürgen, titrek kavak, sırımbağı, yoğurtotu, kekik, bitotu, misk soğanı, hindiba, bahar yıldızı, çok çiçekli gelincik, yabani elma.
Karaçam ormanları arasında sarıçam, 2100 m'den sonra bodur ardıçlar, 2300 m kadar otsu türler ile temsil edilen Alpin bitkiler hakimdir. Dağın etek bölümlerinde meşe, kestane, çınar, ceviz ağaçlarına, 300–400 m kadar olan kısımda Akdeniz bitkilerine daha yukarılarda nemli orman bitkilerine rastlanır.
Dağın iklimi alt kademelerden zirveye doğru kademeli değişimler göstermektedir. Alt kademelerdeki Akdeniz iklimi ile Karadeniz İkliminin geçiş tipi gözlenir. Yazın Akdeniz'deki kadar kurak bir iklime sahip değildir. Zirveye doğru nemli mikro termik iklim tipine dönüşürken, kışları yüksek rakımlarda oldukça sert hava şartları görülür. Doğu Akdeniz iklim grubunun birinci familyasında yer almaktadır. Yıllık ortalama Sıcaklık Zirveye doğru azalmakta yağış ise artmaktadır. Bursa'da (100 m) yıllık 14,6 °C olan ortalama sıcaklık ve 696,3 mm olan yıllık toplam yağış, Uludağ'ın kuzey yamacında bulunan Sarıalan meteoroloji istasyonunda (1620 m) 5,5 °C ve 1252,1 mm, Uludağ Zirve (oteller) meteoroloji istasyonunda (1877 m) 4,6 °C ve 1483,6 mm'ye ulaşır. Özellikle Kuzeye bakan tarafında karadeniz iklimine benzer iklim gözlemlenir. Sarıalan, Bakacak, Çobankaya mevkilerinde yazın orografik yağış (yamaç yağışı) gözlemlenmektedir. Sarıalan'da yıllık yağışın % 14,3'ü yazın düşerken bu oran Uludağ otellerde % 10,9'a, Bursa'da %10,4'e düşer. Kar yağışlı gün sayısı da zirveye doğru artar. Bursa'da kar yağışlı gün sayısı 7,5 gün ve karla kaplı gün sayısı 9,4 gün iken Sarıalanda (1620 m) kar yağışlı gün sayısı 48,9 gün ve karla kaplı gün sayısı 109,9 güne çıkar, Uludağ otellerde (1877 m) kar yağışlı gün sayısı 67,5 gün karla kaplı gün sayısı 179,3 güne ulaşır. Uludağ'da gözlemlenmiş en yüksek kar kalınlığı 430 cm'dir. En yüksek kar kalınlıklarına genelde mart ayında ulaşılır. Oteller bölgesinde Eylül ayı ile Haziran ayı arasında kar yağışı gözlemlenebilir. Ama ağırlıkla kar yağışları Ekim ayında başlar ve Mayıs ayına kadar aralıklarla sürer. Kayak yapmaya elverişli kalınlığa genelde 25 Kasım- 15 Aralık arasındaki tarihlerde ulaşılır ve yağış durumuna göre 15 Nisan 1 Mayıs tarihlerine kadar sürer. Kayak sporu için ortalama istatistiki veri olarak bakıldığında ortalama donlu gün sayısı 144,7 gün, gündüz en yüksek sıcaklığın 0'ın altında olduğu gün sayısı ise 54,9 gündür. Kayak için en uygun sıcaklıklar Aralık ile Mart sonu arasında gözlemlenir.
Kız Kulesi, Üsküdar İstanbul
Üsküdar'ın simgesi durumunda olan bu zarif yapı, İstanbul Boğazı'nın ağzında ve sahilden 200 metre uzaklıktadır. Eski rivayete göre; mitoloji kahramanlarından Leandros'un, Hero isimli bir sevgilisi vardı. Hero, Yunanlılar'ın Afrodit, Batılılar'ın Venüs adını verdikleri güzellik ilahesinin rahibesi olup bugün Çanakkale Boğazı dediğimiz Helpontos'un Avrupa kıyısında Sestos adını taşıyan bir şehirde yaşıyordu. Leandros ise; boğazın öbür kıyısında, bugünkü Kösekale civarında harabeleri görülen, Abydos'da oturuyordu. Bu şehrin kralının oğlu olan Leandros, her gece Abydos'tan denize giriyor ve yüzerek Sestoa'ya geçerek sevgilisi ile buluşuyordu. Yine bir gece, aralarındaki anlaşma gereğince, Hero bir meşale yakmış ve Leandros'u yanına çağırmıştı. Bu sırada patlayan fırtına yüzünden Leandros boğulmuş ve ertesi gün sahile vuran cesedi gören Hero'da kendisini denize atmak suretiyle intihar etmişti. Leandros'la Hero Efsanesi, antik çağ ozanı Horos'tan (M. Ö. 280 yıllarında yaşadı) çok önce yaşamış olan Musairos adlı bir şair tarafından yazılmıştır. Ünlü İngiliz ozanı Lord Byron 3 Mayıs 1810'da The Salsete isimli gemisiyle Çanakkale Boğazı'na gelmiş ve bu öykünün doğruluğunu kanıtlamak için Boğazı yüzerek geçmiştir. Çünkü, akıntılar yüzünden boğazın yüzülerek geçilemeyeceği, bundan ötürü de hikâyenin uydurma olduğu ileri sürülmüştü.
Aradan yüzyıllar geçmiş ve 1845'te 'B ve B' rumuzu ile 'Constantinople et le Bosphore' adında bir eser yayınlamış olan bir Fransız yazarı, bu efsaneyi Kız Kulesi'ne yakıştırmıştı. Yazara göre; güzel Hero, her akşam gizlice buluşmak için Üsküdar sahilinden Kız Kulesi'nin üzerinde bulunduğu küçük adaya geçer, ateşi yakarak Sarayburnu'nda bulunan sevgilisine işaret vererek onu çağırırmış. Fakat günün birinde aşk rahibesi ateşi yaktığı sırada bir fırtına çıkar, güzel rahibe sabaha kadar beklediği halde sevgilisi görünmez. Sabahleyin Leandros'un sahile vuran cesedini gören Hero kendisini denize atarak intihar eder. Bu acıklı sona çok üzülen, Üsküdar Tekfuru (Hero'nun babası) onların hatıralarına bu ada üzerine bir anıt yaptırmıştır.
Cumalıkızık Köyü, Yıldırım Bursa
Bursa ilinin gözde doğal güzelliklerinden biri de Cumalıkızık Köyü’dür. Tarihi özelliği ve doğal yapısı ile göz kamaştıran köy Osmanlı’nın kuruluş döneminden bu yana sürekli yerleşim yeri özelliğine sahip açık hava müzesidir. Tarihi ve turistik değeri yüksek olan köy yerli ve yabancı kategorideki turistlerin ilgisini çekmektedir.
Cumalıkızık Nerede? Cumalıkızık'a Nasıl Gidilir? Cumalıkızık Hakkında Bilinmesi Gerekenler
Cumalıkızık Nerede?
Köyün geçmişi yaklaşık olarak 700 yıldır. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarına denk gelmektedir. Bursa ilinin Yıldırım ilçesine bağlı olan Cumalıkızık, Şehir merkezine 13 kilometre uzaklıktadır. Uludağ’ın kuzey eteklerinde yer alan tarihi köy Milli Park’a yakındır.
Cumalıkızık'a Nasıl Gidilir?
Cumalıkızık köyüne Şehir merkezinden, Güzelyalı’dan, Mudanya’dan ve Kestel’den ulaşabilirsiniz. Köy Değirmenönü mevkisinde bulunmaktadır. İstanbul’dan Cumalıkızık’a ulaşmak isteyenler 170 kilometrelik bir yolu kat etmelidir. 2.5 saat gibi bir sürede İstanbul’dan çıkan bir yolcu Cumalıkızık’a ulaşmaktadır.
İstanbul ilinden Bursaya İDO seferleri düzenlenmektedir. Yenikapı/Bursa, Büyükçekmece/Bursa ve Kadıköy/Bursa seferleri düzenlenmektedir. Yenikapı/Bursa hattı feribot seferleriyle Cumalıkızık’a kısa sürede ulaşılabilir. Büyükçekmece/Bursa ve Kadıköy/Bursa seferleri araçsız bir şekilde sadece yolculara özel düzenlenmektedir.
Yenikapı/Bursa hattını kullanarak arabalı özelliğe sahip feribot seferleri ile Cumalıkızık’a ulaşabilir. Bursa İDO iskelesi Güzelyalı’da yer almaktadır. Güzelyalı şehir merkezine 30 km uzaklıktadır. Güzelyalı iskelesine ulaştıktan sonra 1 GY Burulaş otobüslerine binerek şehir merkezine gidilebilir. Buradan Cumalıkızık minibüslerine binilerek köye ulaşılabilir. Feribottan inip taksiye bilindiği taktirde 45 dakikada köye gidilebilir. Güzelyalı-Cumalıkızık arası 40 kilometredir.
Ayrıca BUDO seferleriyle de Cumalıkızık’a gidelebilir. Bursa’da bulunan Mudanya iskelesinden İstanbul Eminönü/Sirkeci iskelesi arasında BUDO seferleri düzenlenmektedir. Emek istasyonundan 1/M hatlı BursaRay metrosuyla M/2 hatlı Bursaray metrosuna geçilebilir. Buradan Cumalıkızık/Değirmenönü durağına ulaşılır ve buradan dolmuşlara bilinebilir.
Cumalıkızık Hakkında Bilinmesi Gerekenler
Osmanlı Devleti ahalisinin günlük yaşantısını yansıtan ve bu yaşantıyı günümüze taşıyan Cumalıkızık, Oğuzlar boyuna bağlı Kızık Boyu’nun yerleştiği bir köydür. Günümüze Orijinal bir şekilde ulaşan nadir Osmanlı köylerinden biridir. Unesco köyü Dünya Mirası listesine almıştır. Köy birçok dizi filme konu olmuştur. Köydeki taş evler ve ahşap evler orjinalliğini korumaya devam ediyor.
Cumalıkızık Müzesinde 700 yıllık eserler sergilenmektedir. Şamdanlar, testiler ve birçok eşya müzede sergilenmektedir.
Köyde Osmanlı döneminden kalma birçok külliye, cami, hamam ve türbe yer almaktadır. Cumalıkızık medresesi, camisi ve meydandaki çınar ağacı ile nostaljik özelliklere sahip bir köydür. Tarihi mekanlar daha çok Selçuklu mimari yapısını yansıtıyor. O dönemde Anadolu Selçuklu tarzı yaygındı ve Cumalıkızık bu tarzı günümüze taşıyan nadir köylerden biridir.
Cumalıkızık'ta konaklama imkanı bulunmaktadır. Burada pansiyon ve oteller ziyaretçiler için hizmet vermektedir. Doğal özelliğe sahip olması nedeniyle özellikle yabancı turistlerin ilgi odağı olmuştur. Bazı şirketler tur düzenleyerek bu tarihi açık hava müzesi özelliğine sahip köyü turistlere tanıtmaktadır. Geçmişe yolculuk yapmak isteyenler için ve Osmanlı'nın havasını hissetmek isteyenler için en iyi seçeneklerden biridir.
Uluabat Gölü, Bursa
Bursa şehir merkezine yaklaşık 30 kilometre uzaklıkta olan Uluabat Gölü, tektonik hareketler sonucu oluşmuş bir göl. Çevresinde birçok köy bulunan göl, balıkçılık açısından önemli bir kaynak oluşturur. Çevre köylerde yaşayanlar gölden tuttukları balıkları satarak geçimini sağlar. Gölün çevresindeki köylerin en popüleri ise Gölyazı Köyü. Gölün üstünde bulunan küçük bir adaya kurulmuş olan Gölyazı, incecik bir yolla karaya bağlanıyor. Geçmişte Apollon Krallığı’nın başkenti olan köy, uzun bir süre Rumların yaşadığı küçük bir balıkçı köyü olarak bilinmiş. Mübadeleden sonra sadece Türklerin yaşam sürdüğü bir köy haline gelmiş. Sokaklarda balık satan ve balık tutmak için ağ ören yerli halkıyla sıcacık bir atmosfer sunan köyde güne kahvaltı ile başlayıp akşam yemeği olarak gölden tutulmuş taze turna ve yayınları yiyip kapatmanı öneririm. Gölde sandal turlarına çıkmak da buraya gelmişken mutlaka yaşaman gereken bir deneyim.
İznik Gölü, İznik Bursa
İznik Gölü. Marmara Bölgesinin en büyük, Türkiye'nin ise beşinci büyük doğal gölü olan İznik Gölü, tektonik bir tatlı su gölüdür. En büyükleri kuzeydoğudaki Karasu ve güneybatıdaki Sölöz olmak üzere, derelerin göle girdiği noktalarda küçük deltalar ve geniş sazlıklar oluşmuştur. Gölü besleyen derelerin gölle buluştuğu noktalarda küçük sazlıklar ve deltalar var. Gölün çevresi piknik sahaları, turistik tesisler, gezi alanları ve florası çok zengin bitki örtüsüyle kaplıdır. Garsak Deresi gölün fazla sularını 15 km uzaklıktaki Marmara Denizi'nde Gemlik körfezine ulaştırır.
Bir tektonik çukur içinde oluşan İznik Gölünün yüz ölçümü 310 km², doğu-batı doğrultusunda uzanan bu elips şeklindeki gölün uzunluğu 33 km, genişliği 12 km, çevresi 95 km'dir[1]. Göl seviyesi kış ve ilkbahar aylarında (şubat-nisan arası) yükselmekte, yaza doğru alçalarak en düşük seviyesini sonbaharda (eylül) bulmaktadır. Yüksek-alçak seviyeler arasındaki fark ortalama 50–60 cm'yi (bazen 100 cm) bulur. Gölün yüzey suları Nisanda 11,5, Kasımda 12, Ağustosta 24,5 °C olarak ölçülmüş, yaz aylarında en hızlı sıcaklık değişmesi 10–20 m arasında tespit edilmiş, 45 m derinlikte 8-8,5 °C kaydedilmiştir. Gölün güney kesiminde, doğu-batı doğrultusunda uzanan derin bir oluk bulunmaktadır. 13 km uzunluktaki oluğun en derin yeri, 65 m ile aynı zamanda İznik Gölü'nün de en derin yeridir. Ortalama derinliği 30 m olan gölün kıyılarından uzaklaştıkça derinlik hızla artmaktadır. Yağışlı dönemlerde iyi beslenen gölün yağış alanı 1.246 m²'dir. Gölün su düzeyi mevsimlere göre değişmekte, aralık ayında alçalma, mayıs ayında yükselme görülmektedir. Su, en düşük ortalama düzeyini aralık ayında almakta, mayıs ayında ise en yüksek düzeye ulaşmaktadır. Göl suyunun sıcaklığı olağan olarak derine indikçe azalmakta, soğuk kar sularının göle döküldüğü ilkbahar döneminde dip sularının sıcaklığı 5 °C'ye kadar düşmektedir. Bu dönemde, gölün yüzey suları da soğuk olduğundan yüzeyle dip arasındaki sıcaklık farkı oldukça azalır. Buna karşılık yaz döneminde, yüzey suları ile derin sular arasındaki sıcaklık farkı fazladır. Örneğin, ağustos ayında yüzeydeki sıcaklık 25 °C iken, 30 m derinlikte bu değer 9 °C dolayındadır. İznik Gölü 1990 yılında Sit Alanı ilan edilmiştir [2]. Gölün toplam toprak potansiyeli 6674 ha olup topraklarının pH'ı 7,8 - 8,5 arasındadır.
Karasu Deresi göle dökülen en önemli akarsudur. 273 km²'lik alanın sularını toplayan dere 2,4 m³/sn akışla göle dökülür. 92 km²'lik havzaya sahip Sölöz Deresi 1,06 m³/sn akışa sahiptir. Göle su taşıyan diğer dereler şunlardır: Derbent Deresi, Nadir Suyu, Ana Dere, Küçükköy Deresi, Çınarlık deresi ve Kıran deresi.
Ulu Cami, Bursa
Bursa Ulu Cami, Bursa’da I. Bayezid tarafından 1396-1400 yılları arasında yaptırılmış ulu camidir.
Bursa’nın tarihi sembollerinden olan cami, Bursa kent merkezinde, Atatürk Caddesi üzerindedir. Çok ayaklı cami şemasının en klasik ve anıtsal örneği sayılır. Yirmi kubbeli yapı, Türkiye’deki iç cemaat yeri en geniş camidir. Mimarın Ali Neccar veya Hacı İvaz olduğu sanılmaktadır. Caminin kündekari tekniği ile yapılmış minberi Selçuklu oyma sanatından Osmanlı ahşap oymacılığı sanatına geçişin en önemli örneklerinden biri kabul edilen değerli bir sanat eseridir.
Caminin duvarlarında bulunan 19. yüzyılın ikinci yarısında ve 20. yüzyılın başlarında farklı hattatlar tarafından yazılmış 192 adet hat levhası ve duvar yazısı, hat sanatının özgün örnekleri arasında gösterilir.
Caminin iç mekanında, tepesi açık bir kubbenin altında bulunan şadırvan, Ulu Cami’nin dikkat çekici özelliklerindendir.
Yorumlar
0 comment