Perge Antik Kenti Nerede? Nasıl Gidilir? Perge Antik Kent Tarihi!
Perge Antik Kenti Nerede? Nasıl Gidilir? Perge Antik Kent Tarihi!
En merak edilen konular içerisinde Perge Antik Kenti nerede olduğu geliyor. Oldukça eski döneme uzanan bu Antik Kent Akdeniz bölgesinde yer almaktadır. Daha detaylı bir şekilde Akdeniz Bölgesi'nin Antalya şehrindeki Aksu ilçesinde yer alır.

Perge Antik Kenti Nerede? Perge Antik Kenti'ne Nasıl Gidilir? Perge Tarihi Ve Özellikleri...

Perge Antik Kenti Nerede?

 

En merak edilen konular içerisinde Perge Antik Kenti nerede olduğu geliyor. Oldukça eski döneme uzanan bu Antik Kent Akdeniz bölgesinde yer almaktadır. Daha detaylı bir şekilde Akdeniz Bölgesi'nin Antalya şehrindeki Aksu ilçesinde yer alır. İlçenin yaklaşık olarak birkaç kilometre uzağında bulunan kent, özellikle ilkbahar ve yaz aylarında yaygın olarak turist çekmektedir. Bu yüzden sadece Türkiye'nin değil aynı zamanda dünya çapından her yıl yoğun şekilde insanların ziyaret ettiği önemli antik kentler arasında yer alıyor.

 

Perge Antik Kenti'ne Nasıl Gidilir?

 

Aşamalı olarak oldukça kolay bir şekilde Perge antik kentine ulaşmak mümkündür. Öncelikle Hava Yolları ya da karayolu veya denizyolu üzerinden Antalya şehrine ulaşmak gerekmektedir. Bu durum otobüslerle ya da özel araç üzerinden gerçekleşebilir. Antik kent bu bağlamda Antalya'nın 18 kilometre kadar doğusunda yer alıyor. Aksu ilçesine ulaşıldıktan sonra bölgede Perge tabelası görülebilir. Jandarmanın önündeki yolu takip etmek suretiyle tabela üzerinden yaklaşık olarak 2 kilometre kadar sonra bölgeye ulaşım sağlanabilir. Aynı şekilde geri dönüş için yine bu yol kullanılarak yeniden çıkış yapmak mümkün.

 

Perge Tarihi

 

Perge Antik Kenti roma dönemine ait Anadolu'nun önemli tarihi yerlerinden biridir. Özellikle mimarisi ile beraber heykeltıraşlığı üzerinden dönemli bir kent olduğunu dile getirmek mümkün. Yapılan çalışmalar doğrultusunda Perge antik kenti'nin M.Ö. kentinin 3000 yılına kadar uzandığı tahmin ediliyor. Özellikle Helenistik Dönemi'nden Roma Dönemi’ne kadar birçok farklı eser yer almaktadır.

 

- Surlar

- Kuleler

- Agora

- Tiyatrolar

- Stadyum

- Çeşmeler

 

Bu şekilde birçok farklı ve önemli anıtsal yapılar hala bulunmaktadır. Hristiyanlık dönemi olarak bilinen M.S. 5. ve 6. yüzyıllar içerisinde ise birçok farklı kilise ön plana çıkıyor. Ancak günümüzde Perge Antik Kenti içerisindeki birçok farklı tarihi eser, Roma döneminden gelmiş olan önemli yapılardır.

 

Perge Antik Kenti Özellikleri

 

Perge Antik Kenti özellikle sosyal ve kültürel açıdan en önemli şehirler içerisinde yer almaktadır. Yaklaşık olarak milattan önce 3000 yılından bu yana önemli eserler ile ayakta olan şehir, aynı zamanda dönemin merkezi olarak da öne çıkıyor. Roma döneminde birçok önemli sanatçının bir araya geldiği şehirlerden biri olduğunu söylemek mümkün. Aynı zamanda bu Antik Kent UNESCO geçici listesinde yer alır. Bu bağlamda özellikle antik tiyatro, çeşmeler, heykeltıraş örnekleri, sütunlu caddeler, hamamlar ve bazilika gibi birçok farklı yapı ön plana çıkmaktadır. Tüm bu yönleriyle Roma İmparatorluğu’nun tarihi açıdan en önemli dönemlerinden biri olarak sayılır.

 

Perge Antik Kenti Giriş Ücreti

 

Tarihi açıdan bu özel ve eşsiz Antik Kenti 50 TL ücret ile giriş yapılabilir. Tabii güncellenmiş olarak 2021 yılı itibariyle fiyatlar değişkenlik gösterebilir. Müze Kart sahipleri ise yılda iki kez ücretsiz olarak kente giriş yapabilir. Müzekart plus sahipleri ise sınırsız şekilde ne zaman isterler ise Antik Kente giriş yapabilmektedirler. Bu doğrultuda farklı mevsimlerde arzu edildiği vakit antik kente gelmek mümkündür. Kişi başı verilecek ücret ile beraber Perge antik kentinin her yeri sabit fiyat üzerinden ziyaret edilebilir.

 

Perge Antik Kenti Ziyaret Saatleri

 

Perge antik kentini ziyaret edebilmek için yaz ve kış olarak iki farklı dönem üzerinden ulaşım sağlamak mümkün. Yaz önemi olarak 1 Nisan ve 1 Ekim tarihleri arasında 08.00 ile 19.00 saatleri arasında gerçekleşir. Kış dönemi ise 1 Ekim ile 1 Nisan arasında saat 08.00 ile 17.00 arasında giriş olanağı sağlamaktadır. Muhteşem tarihi eserleri ve hala ayakta kalan mimari yapısı ile beraber ziyaret edilecek en önemli tarihi antik kentleri arasında yer almaktadır. Belirlenmiş olan tarih ve zaman dilimleri arasında ziyaret edilebilir.

 

 

Perge Antik Kenti - Antalya

 

Perge Antik Kenti Antalya şehir merkezinin 17 kilometre doğusunda bulunan Aksu ilçesinde yer alır. Hitit Dönemi'nde varlığını sürdürdüğüne inanılan ve "Parha" diye bilinen kent Roma Dönemi'nde Anadolu'nun en düzenli kentlerinden biri olmuştur. Mimarisi ve mermer heykeltıraşlığı ile ünlü olan antik kentte yapılan kazılarda ortaya çıkarılan heykeller Antalya Müzesi'ni en önemli heykel müzelerinden biri haline getirmiştir.

 

Perge şehir planının esasını biri doğu-batı, diğeri ise kuzey-güney yönünde uzanan iki ana cadde oluşturmaktadır.15 bin izleyici kapasiteli tiyatro oldukça iyi korunmuştur. Oturma yerlerinin karşısında yer alan özenle dekore edilmiş iki katlı sahne binası M.S. 2'nci yüzyılda inşa edilmiştir. Buradan bulunan eserler günümüzde Antalya Müzesi'nde ‘Perge Tiyatrosu Salonu’nda devamlı olarak sergilenmektedir. Bu heykellerin mükemmelliği Perge heykeltıraşlığının eşsiz tarza sahip ekolünü çok güzel bir şekilde yansıtır. Antik Kent Perge’nin bir diğer temel yapısı olan stadyum, Türkiye’nin en iyi korunmuş stadyumlarından biridir. Tiyatronun kuzeyinde M.Ö. 2'nci yüzyılda inşa edilmiş olan stadyum yaklaşık olarak 12 bin izleyici kapasitelidir.

 

Kentin antik çağdaki heybetini yansıtan diğer sosyal ve kültürel yapılar arasında dikdörtgen planlı agora, yüksek kuleler, anıtsal çeşmeler, hamamlar ve sütunlu caddeler yer alır. Perge Hristiyanlık için de önemlidir. Hristiyanlığın en önemli figürlerinden biri olan Aziz Paul Perge'ye misyonerlik seyahatleri sırasında Aksu Nehri üzerinden varmış. İncil'de yazılı olmasından dolayı şehir ve akarsu Hristiyanlığın kutsal mekanlarından biri olarak kabul edilmektedir.

 

Tarihi

Şehrin tarihçesinin başlangıcı tekil olarak değil ancak Pamfilya Bölgesi ile birlikte incelenebilmektedir. Bölge içerisinde tarih öncesi çağa ait mağaralara ve yerleşimlere rastlanmaktadır. Mağaralar içerisinde en tanınmış olanı Karain Mağarası, Karainin komşusu olan Öküzini Mağarası, Beldibi, Belbaşı kaya sığınakları ve Bademağacı bölgedeki en tanınmış tarih öncesi yerleşim alanlarıdır. Yerleşim örnekleri göstermektedir ki Pamfilya ovası tarih öncesi çağlardan itibaren yerleşime elverişli ve sevilen bir bölgedir. Perge akropolisinin plato düzleminin tarih öncesi dönemlerden itibaren yerleşim için tercih edilen bir alan olduğu kabul edilmiştir. Wolfram Martini'nin yaptığı Perge akropolisi çalışmaları göstermiştir ki, M.Ö. 4000 veya 3000'den itibaren akropolis platosu yerleşim alanı olarak kullanılmıştır.[4] Arkeolojik buluntular arasında yer alan obsidyen ve çakmak taşı buluntular Cilalı Taş Devri ve Bakır Çağından itibaren Perge’nin yerleşim yeri olarak kullanıldığını göstermektedir. Akropolis araştırmalarında Pamfilya Bölgesindeki ilk tarihöncesi gömü ile de karşılaşılmıştır. Çömlekçilik buluntuları diğer Anadolu buluntuları ile karşılaştırıldığında yalnızca Orta Anadolu örnekleri ile benzerlik göstermektedir.

 

Hitit İmparatorluğu Dönemi

Hattuşaş kazılarında 1986 yılında bulunan tunç levha üzerindeki yazıttan Perge kentinin Hitit İmparatorluğu döneminde önemli bir yer tuttuğu anlaşılmaktadır. M.Ö. 1235’den hemen önceye tarihlenen tunç levha Hitit Kralı IV. Tuthaliya, düşmanları ve Vasal kral Kurunta arasında yapılan anlaşma metnini içermektedir. Perge ile ilgili metin ise: "Parcha (Perge) şehrinin sahip olduğu bölgeyi Kaštarja nehrinin sınırlar. Eğer Hatti Kralı Parha Kentine saldırır silah zoru ile eğemenliğine alırsa sözü geçen kent Tarhuntašša kralına bağlanacaktır". Metinden anlaşıldığı kadarı ile yapılan savaş sonucunda imzalanan bu anlaşmada şehir ve sahip olduğu bölge taraflardan ikisine de kalmamış, bağımsızlığını korumaya devam etmiştir. Yazılış şekli ile Hitit Kralı şehre egemen olacak güce sahip olsa da, Pamfilya’nın güneybatı bölgesine pek ilgi duymadığı varsayımını kabul edebiliriz. Perge, Geç Hitit Döneminde pek önemli bir rol oynamadığı tahmin edilmektedir. Akropolis’in üzerinde küçük bir yerleşim yeri olarak yaşamını sürmüş olmalıdır.

 

Tunç levhada sözü geçen olaydan kısa bir süre sonra deniz kavimlerinin Anadolu‘ya akınları başlamış ve Hitit İmparatorluğuna son vermişlerdir. Epigrafik bilgilerin ışında Pamfilya dilleri üzerine yapılan etimolojik araştırmalar Geç Myken-(Miken) ve Hitit döneminde bölgeye ilk Helen etkilerinin geldiği yolunda yorumlar yapılmaktadır. M.Ö. 13 yüzyıla tarihlenen erken Hellen Kolonizasyonu üzerine yazılı belge yoktur. Bu konu üzerine yapılan yorumlar yalnızca erken Hellen Kahramanlık söylencelerine dayanmaktadır. Truva Savaşı sonucunda Mopsus ve Kalchas önderliğinde Hellenli Akhalıların Pamfilya’ya gelerek Phaselis, Perge, Syllion ve Aspendos antik kentlerini kurdukları iddia edilmektedir. M.Ö. 120/121 yıllarına tarihlenen Perge’de hellenistik kulelerin arkasında yer alan avluda bulunmuş olan Ktistes heykel-kaideleri üzerinde adı yazılmış olan Akhalı kahramanlar Mopsus, Kalkhas, Riksos, Labos, Machaon, Leonteus ve Minyasas şehrin kurucuları olarak belirtilmektedir. Şehrin mitolojik kurucusu Mopsus aynı zamanda tarihsel kişi olarak da kanıtlanabilmektedir. F. Işık M.Ö. 8. yüzyılın sonu ile M.Ö. 7. yüzyılın başına tarihlenen Karatepedeki bir yazıttadan yola çıkarak şunları söylemektedir: Kizzuvatna kralı Astawanda kendi büyükbabasının Muksus veya Muksa adında bir kişi olduğunu belirtmektedir. Bu kişi kesinlikle Hitit soyundan gelen birisi olmalıdır. Hititçe ve Hellence karşılaştırmada Muksus ile Mopsus, Perge ile Parcha, Patara ile Patar benzerlikleriden yola çıkarak, Karatepe’ki Geç Hitit Beyinin atasınında Hellenler tarafından daha sonra Heros olarak kabul edildiğini söylemektedir.

 

 

Sütunlu Cadde Sonunda Yer Alan Çeşme

Perge şehir sikkeri üzerinde şehrin baş tanrıçası Artemis Pergaia her zaman Wanassa Preiis olarak yazılmıştır. Preiis veya Preiia çok büyük bir olasılıkla şehrin adı olmalıdır. Erken Aspendos sikkerinde şehrin adı "Estwediiys" ve Syllion’da "Selyviis" olarak yazılmıştı. Strabon’un belirttiğine göre Pamfilya diyalekti Helenler için yabancıydı. Side ve Sillyon’da yerli dilde yazılmış yazıtlar ele geçmiştir. Arrian, Anabasis’de şöyle der; Kymeliler Sideye geldiklerinde kendi dillerini unutmuşlar ve kısa zamanda yerli dili konuşmaya başlamışlardır. Sözü edilen dil sidecedir. Buradan şu sonuca varılabilir: Perge, Syllion ve Aspendos Pamfilya diyalekti ile Helence konuşurken, Side ve çevresinde sidece etkin bir dil olmaya devam etmiştir ve sidece luvi dil grubuna ait bir dil olarak kabul edilir.

 

Büyük İskender'in Şehre Girişi

M.Ö. 334 yılında Büyük İskender Granikos Savaşını kazanınca Küçük Asya’yı Ahameniş İmparatorluğu yönetiminden kurtarmıştır. Arrian’ın belirtmiş olduğuna göre Pergeliler Büyük İskender ile Pamphylia’ya gelmeden önce Phaselis kentinde bağlantı kurmuşlardır. Makedonya Kralı Ordusunu Trakyalıların Toros üzerinden açmış olduğu yoldan Lykia’dan Pamhylia’ya göndermiş, kendisi yakın komutanları ile kıyı şeridini izleyerek Perge’ye ulaşmıştır. Arrian Perge şehri ile Makedonya ordusu arasında herhangi bir savaştan söz etmediği için, şehir savaşmadan krala kapılarını açmış olmalıdır. Şehir klasik dönemde güçlü bir şehir suru ile korunuyor olmasına karşın, güçlü Makedonya Ordusu ile savaşmak istememiş olmalıydı. Büyük İskender daha sonra Aspendos ve Side’ye doğru ilerlemesine devam eder, Side’ye ulaşınca tekrar Aspendos üzerinden Perge’ye dönmüştür. M.Ö. 334 yılında Nearchos’u Lykia-Pamphylia Eyaletinin Satrabı olarak atar. Daha sonra da M.Ö. 334/333 kışını geçirmek için Gordion’a gider. Nearchos M.Ö. 329/328 yılında Büyük İskender’in Baktria’daki Zariaspa şehrinde bulunan kampına gitmiştir. Bu tarihten sonra hiçbir Satrabın adından söz edilmez, bu da büyük bir olasılıkla Lykia ve Pamhylia’nın Büyük Phrygia Satraplığına bağlandığını göstermektedir.

 

Büyük İskender'den Sonra Perge'nin Durumu

Apameia Antlaşmasından sonra bölge(Pamfilya) ikiye bölünmüştür. Antlaşma metninde Bergama Krallığı ile Selevkos Krallıklarının sınırları kesin olarak belirlenmemiştir. Metinden yola çıkarak şöyle bir sonuç oluşturabiliriz: Bergama Krallığı Perge dahil olmak üzere Aksu (Kestros) sınır olacak şekilde Batı Pamfilya’ya sahip olmuşlardı. Aspendos ve Side bağımsız olarak kalmış ve her iki şehirde Romalıların bağdaşığı olmuştur. Apemaia Antlaşmasına rağmen Bergama Krallığı tüm Pamfilya’ya egemen olmak istemiştir. Aspendos, Side ve belki Sillyon Roma’nın yardımları ile bağımsızlıklarını korumuşlardır. Bu nedenle Kral II. Attalos Güney Akdeniz’de bir limana sahip olabilmek için Attaleia kentini kurmak zorunda kalmıştır.

 

Romalı yazar Livius Roma Konsulu Cn. Manlius Vulso’nun Perge şehrini ele geçirmek istemiştir. Şehir konsüle ricada bulunarak, şehri savaşmadan teslim etmek için Kral Antiochos’a sormak için izin istemiştir. Cn. Manlius Vulso Antiocheia’dan gelecek haberi beklemiştir. Konsulün bekleme nedeni; şehrin güçlü bir savunma sisteminin olması ve Selevkosların şehirde güçlü bir garnizonu olmasına bağlanabilir. E. C. Bosch'un yazdıklarına bakarak; Apemeia Barışından sonra Batı Pamfilya yukarıda sözü edilen sınırlar içerisinde Bergama Krallığına aitti. Fakat Perge tümüyle serbest olmasa da içişlerinde bağımsızdı. Cm Manlius Vulso’nu isteği üzerine Selevkosların eğemenliğinden de kurtulmuştu. Anlaşılan Bergama Krallığı ile Selevkoslar krallığı arasındaki sınır çizgisi ve sınır şehirlerinde daimi olarak değişim söz konusuydu.

 

Roma Dönemi

M.Ö. 133 yılında Bergama Krallığı III. Attalos’un vasiyeti ile Roma Cumhuriyetine devrolmuştur. Romalılar, Batı Anadolu’da Asia Eyaletini kurmuşlardır. Fakat Pamfilya bu eyaletin sınırları dışında kalmıştır. Şimdiye kadar açıklığa kavuşmayan noktalardan birisi, Bergama Krallığına ait olan Batı Pamfilya bölümünün Asia Eyaleti sınırları içerisine alınıp alınmadığıdır. Belki Pamfilya şehirleri bir süre serbest kalmışlar veya eyalete dahil edilmişlerdi. Bergama Krallığı Batı Pamfilya'yı Kestros’a kadar egemendi. Nehir doğal sınırı oluşturmaktaydı.

 

Romalılar ancak Rodosluların deniz egemenliğinin son bulması ve Kilikya'lı korsanların yok edilmesinden sonra Pamfilya’da söz sabibi olabilmişlerdir. Roma döneminde Perge hakkındaki ilk bilgiyi Cicero’nun Verres’e karşı yazmış olduklarından edinmekteyiz. Verres M.Ö. 80/79 yıllarında Kilikya Valisinin Quaestor’udur. Kilikya Valisi Publius Cornelius Dolabella Eyaletin Valisi olarak yönetimi elinde tutmaktaydı. Verres Perge’deki Artemis Pergaia Tapınağının hazinesini soyar. Cicero’ya göre Artemidoros adında bir Pergeli kendisine yardım etmiştir. Böylece anlaşılmaktadır ki; bu dönemde Pamfilya Kilikya Eyaletine bağlanmıştır.

 

M.Ö. 49 yılında Sezar Pamfilya’yı Asia Eyaletine dahil eder. Lentulus’un Perge’den Cicero’ya yazmış olduğu mektuptan öğrenmekteyiz ki; M.Ö. 43 yılında Dolabella Side’ye kadar gelmiş, orada Lentulus ile yaptığı savaşta zafer kazanmış ve Side’yi Asia Eyaleti ile Kilikya Eyaleti arasındaki sınır şehri yapmıştır. Mektuptan Pamfilya’nın Asia Eyaletine dahil edildiği sonucunu çıkarmaktayız.

 

Roma Toprakları Octavianus ile Marcus Antonius arasında bölüşülürken, Doğu yarı Marcus Antonius’da kalmıştır. Marcus Antonius Küçük Asya şehirlerinin Ceaser Kaltillerine yanında yer almalarından ötürü cezalandırmıştır. Böylece bu şehirler Roma Müttefiki olmaktan çıkarılmıştır. Galatia Kralı Amyntas Doğu Pamphylia’ya egemen olmuştur ; Batı Pamphylia Asia Eyaletinin bir parçası olamay devam etmiş olmalıdır. M.Ö. 25 yılında Amyntas’ın ölümünden sonra, Augustus oğullarının tahta geçmesine izin vermemiş ve Galatia Eyaletini kurmuştur . Batı ve Doğu Pampylia birleştirilerek tek Eyalet haline getirilmiştir . Cassius Dio M.Ö. 11/10 yıllarında ilk kez Pamfilya'lı Eyalet valisinden söz etmektedir. M.S. 43 yılında İmparator Claudius, Lycia et Pamphylia Eyaletini kurmuştur . Bu dönemde Havari Paulus ilk Misyon Seyyahatinde Perge şehrinede uğramıştır . Perge’den deniz yolu ile Antiochia’ya gitmiş, dönüşünde tekrar Perge’ye uğramış ve mehşur konuşmasını yapmıştır.

 

M.S. 1. yüzyıldan itibaren Perge Romanın oluşturmakta olduğu dünya düzenine uyum sağlayarak, onun içinde yerini almaya çalışmıştır. Helenistik dönemden itibaren Pamfilya’nın önemli kentlerinden biri olmuştur. Pax Romana ile sağlanan huzur ortamından yararlanarak rahat bir ortama kavuşmuştur. Çünkü Pamfilya Bölgesi Helenistik dönemde Diadoklar'ın güç göstermeleri için çekiştikleri bir alan olmuştur. Helenistik dönemin başlarında Ptolemaios'lular ile Selevkos'lular egemenlik için savaşmışlardır. Ptolemaios'luların bölgeden çekilmesinden sonra Selevkos'luların rakibi Bergama Krallığı olmuştur. Helenistik çekişmeler içerisinde Pamfilya Kentleri kendilerini geliştirmek için pek uygun ortamlar yaratamamışlardır. Pax Romana ile şehirler kendilerini geliştirmek için yeni bir başlangıç sürecine girmişlerdir (Örneğin: Perge güney kesimindeki Helenistik suru ortadan kaldırılarak Güney Hamam ile Agora inşa edilmiştir). Pergeliler her daim Romalı İmparatorlar ile iyi ilişkiler içerisinde olmaya çalışmışlarıdr. Daha Tiberius döneminde Pergeli Lysimakhos’un oğlu Apollonios elçi olarak Roma'ya gitmiştir. Belki Apollonios’un özel girişimleri ile Germanicus Doğu Seyahati sırasında Perge’ye de uğramıştı.

 

Gymnasion ve Palaestra'nın İnşası

I. yüzyılın ortalarında Gaius Julius Cornutus, Nero döneminde Perge’de bir Gymnasion ve Palaestra inşa ettirmiştir .

 

7 Aylık Galba döneminde, Pamfilya Galatia ile birleştirilmiştir. Vespasian ‘Lycia et Pamphylia’ Eyaletini yeniden şekillendirerek Lykia ve Pamphylia Eyaletlerini tekrar tek eyalet yapmıştır. İmparator Vespasian Perge şehrine Neokorie unvanını da vermiştir ve İmparator Domitian Tanrıça Artemis Pergaia Tapınağına Asyl yetkisini vermiştir. Domitian devrinde Demetrios und Apollonios kardeşler Pergenin iki ana caddesinin kesiştiği noktada bir zafer takı dikmişlerdir . Pergeli Demetrios ve Apollonios kardeşler şehrin varlıklı bir ailesine mensuptular.

 

 

Agora'dan Bir Görüntü

Hadrianus Dönemi ve Sonrası

Hadrianus yönetiminde Lykia ve Pamphylia Eyaleti Sanato Eyaleti, Bithynia ve Pontus Eyaleti İmparatorluk Eyaleti olmak şartıyla statüleri değiştirilmiştir. Bu düzenleme yalnızca üç veya dört yıl süren bir zorunlu bir değişiklik olmuştur. Hadrianus dönemine ait en önemli epigrafik kaynak Plancii Ailesine ait ktistes yazıtlarıdır. Plancii sülalesi Roma İmparatorluk devrinde Perge tarihçesi için önemli bir rol oynamaktadır. Plancius Rutilius Varus Flaviuslar döneminde senatörlük yapmış ve 70-72 yıllarında Bithynia ve Pontus Eyaletinin Proconsülü olmuştur. Plancius Rutilius Varus’un kızı Pergenin renkli isimlerinden Plancia Magna’dır. Plancia Magna Senator Gaius Julius Cornutus Tertullus ile evlenmiştir. Çiftin Gaius Julius Plancius Varus Cornutus adında bir oğulları vardır. Plancia Magna tüm gücü ile yaşadığı dönemde bütün şehri imar faaliyetleri ile yenilemeye ve zenginleştirmeye çalışmıştır. Plancii Ailesi özellikle Hadrianus döneminde Perge Şehrinde güçlü bir siyasi pozisyona sahip olmalıydı.

 

Şehrin girişi Plancia Magnanın imar faaliyetlerinden önce helenistik kapıdan daha güneye doğru alınmıştı. Helenistik kuleler ardındaki iç avlu Plancia Magna’ın istekleri doğrultusunda şehrin propaganda merkezi haline dönüştürülmüştür. Avlunun doğu duvarının içerisinde yer alan nişlere Helen Ktisteslerinin, batı nişlerine de Romalı ktisteslerin heykellerini yerleştirtmişti. Romalı ktistesler babası, kardeşleri, kocası ve oğlu olarak verilmşti. Perge halkı kuruluşlarının yeni olmayıp, Helen Kolonisazyonuna geri gittiğini göstermek istemişti.[5] Perge bu kuruluş mitolojisi ile Panhellenia Şenliklerine katılma hakkı elde etmişti. Panhellenia Şenlikleri İmparator Hadrianus tarafından kurulmuş, Helen Kültürü ile bağlantılı olarak geliştirilmiş ve Atina Helenistik Dünyanın başkenti olarak seçilmişti. Küçük Asya kentlerileri de Panhellenia Şenliklerine katılabilirlerdi. Tek şart resmî bir başvuru ile Atina’ya gitmek ve gerçekten bir Hellen Kolonisi olarak kurulmuş olduğunu kanıtlamak zorundaydı. Resmî başvuru Atina’daki komisyon tarafından incelenmekte, eğer başvuru kabul edilirse, şehir Panhellenia üyesi olarak ilan edilmekteydi. Resmî kabulden sonra şehir kurucu veya kurucularının bronz heykellerini yaptırmakta ve Atina’ya gönderilmekteydi. Bu heykeller bir galeride sergileniyorlardı. Pergeliler Panhellenia’dan yola çıkarak Helen Ktisteslerinin birer heykelini de kendi şehirlerinde sergilemek istemiş olmalıdırlar. Şehrin adı “Perge” Grekçe bir köke sahip değildir.

 

Pamfilya’nın daha sonraki tarihçesini Roma Tarihinden ayrımak pek olası değildir. Marcus Aurelius yönetiminde Pamfilya tekrar Senato Eyaleti olmuştur. Fakat Pamfilya daima Roma İmparatorluğunun bir parçası olmuştur. Geç Roma döneminde merkezi yönetimin zayıflaması nedeniyle Küçük Asya’daki siyasi durumda devamlı belirisizlikler oluşmuştur. Partlar Romalılar için doğu sınırında büyük sorun yaratan düşman toplum olmuşlardır, ve 3. yüzyılda Sasanilerin yönetime geçmesiyle durum daha da zorlaşmıştır. I. Schapur (241-272) Karrai ve Edessa yakınındaki savaşta Roma İmparatoru Valerian’ı (253-260) esir alır. Valerian, Gallienus ve Tacitus döneminde Pamfilya’nın bazı şehirleri Romalı garnizonların konuşlandırıldığı yerler olmuştur. Çünkü bu dönem Küçük Asya için tehlike ve felaketlerin baş gösterdiği yıllardır. Eski çağ tarihçileri 235 ile 284 arasını Roma İmparatorluğunun kriz yılları olduğunu kabul etmektedirler. Sasanidler Kapadokia’ya saldırmışlar ve Kilikia’da ki limanları dağıtmışlardır. Side Roma Ordusu için önemli bir liman haline gelmiştir. Pamfilya şehirleri 3. yüzyılda zengin bir dönem yaşadıkları için büyük gelişme göstermişlerdir. Valeiranus und Gallienus devrinde Pamfilya yeniden İmparator Eyaleti olmuştur. Gallienus ve Taticus’un yönetim yılları Perge şehri için başarılı yıllar olmuştur. Gallienus döneminde İmparatorluk Kültü epigrafik ve nümismatik belgelerde Neokorie isimlendirilmesi ile vurgulanmıştır. Side ve Perge arasındaki yarış bu konuda önemli bir rol oynamaktadır .

 

 

Bulunan Yazıtlar

Got Savaşları sırasında İmparator Tacitus Perge’yi ana merkez olarak seçmiş ve İmparatorluk kasasını şehre getirmiştir. İmparator Tacitus 274-275 Perge’yi Pamfilya Eyaletinin Metropolü olarak ilan etmiştir. Şehir Metropol olmaktan çok gururlanmıştır. Pergeliler İmparator için bir şiir yazmışlardır. Şiir hâlen Tacitus caddesi olarak adlandırılan yerde iki dikili taş üzerinde kazıma yazı olarak yer almaktadır . Side liman kenti olmasından dolayı Pamfilya'da her zaman güçlü bir şehir olmuştur. Perge’nin dünyaca tanınmış Artemis Pergaia Tapınağına karşın hiçbir zaman ilk şehir olarak bölgede yer almamıştır. Pamfilya şehirleri arasındaki bu yarış her zaman var olmuştur. Çok kısa bir süre için olsa da Perge uzun süreli rakibine karşı başarı elde etmiştir. Kısa bir süre sonra Probus zamanında da Perge Pamfilya’nın ilk şehri olarak gösterilecektir.

 

Isaurialıların Saldırıları ve Bölgenin Zayıflaması

286'da Diokletianus İmparatorluğun doğu yarısında söz sahibi olacaktır. Diokletianus yaptığı Eyalet düzenlemesi ile Lycia ve Pamphylia tekil eyalet olmuşlardır. Gotlar daha Gallienus döneminde Isauria’dan Toroslar üzerinden Kilikia’ya inerek bölgeye egemen olmuşlar ve İç Anadolu ile karayolu bağlantısını kesmişlerdir. Böylece ticaret bağlantısı kesintiye uğramıştır. 3. yüzyılın sonunda Pamfilya önemini kaybetmiştir. İmparator III. Gordinaus doğu gezisine çıktığında Perge’ye uğramıştır. İmparatorun ziyareti onuruna şehre bir heykeli dikilmiştir. Yine aynı imparator dönemine tarihlenen Perge’de ele geçen bir yazıttan Pamfilya’nın tek başına bir eyalet olduğu anlaşılmaktadır. Lycia et Pamphylia Eyaleti 313 yılına kadar devam etmiş olmalıdır. Aurelius Fabius ilk kez epigrafik belgelerle kanıtlanmış olan ilk Lykia Eyaleti Valisidir. Aurelius Fabius’un valilik süresi 333-337 yılları arasındadır. 313 ve 325 her iki eyaletin birlikte olduğu tarihtir. Daha sonra iki eyalet birbirinden kesinlikle ayrılmıştır. 4. yüzyılın ikinci yarısında Isaurialılar Pamfilya’ya saldırmışlardır. Isaurialılar, Toroslar üzerindeki yolları kapamış ve Pamfilyanın içlerine ganimet toplamak için akınlar düzenlemişlerdir. Pamfilyalılar Pax Romana ile uzun yıllar refah içerisinde yaşamış olsalar da, 4. yüzyıldaki kriz yıllarında ayakta kalmaya çalışmışlar veya yeni savunma sistemleri inşa etmişler ya da eskilerini onarmışlardır. 368-377 yıllarında Isaurialılar askeri saldırılarını güçlendirerek yeniden harekete geçmişleridr. 399 ve 405/6 Isaurialıların Pamfilya’ya saldırıları ve yıkımları çok güçlü olmuştur. Ancak Isauria kralı Zenon ile Pamfilya’nın tahribatı durdurulmuştur. 5. yüzyılda Pamfilya yeniden bir gelişim dönemi ve parlak bir devir yaşamıştır.

 

Doğu Roma İmparatorluğu Dönemi ve Şehrin Terk Edilmesi

Doğu Roma İmparatorluğu döneminde Piskoposluk düzenlemesinde Pamfilya’da özel bir durum ile Side ilk Piskoposluk merkezi, Perge de ikinci Piskoposluk merkezi olarak açıklanmıştır. Burada yeniden gelenek haline gelmiş iki kent arasındaki rekabet görülmektedir. Kesinlik kazanmayan tek konu hangi şehrin Pamfilya'nın başkenti olduğu konusudur. 7. yüzyılda bölgeye Arap akınları başlamıştır. Geç antik ve bizans döneminde Perge’ye ait doğrudan bilgiye rastlanmamaktadır. Yalnızca Kilise Meclisi toplantılarının sonuç bildirgelerinden haber sahibi olunabilmektedir. Perge halkı bu tarihler arasında zamanla şehri yavaş yavaş terk etmeye başlamıştır. 17. yüzyılda gezgin Evliya Çelebi Pamfilya’ya gelmiştir. Evliya Çelebi bu bölgede Tekke Hisarı adlı bir yerleşimden söz etmektedir. Tekke Hisarı ile bazı araştırmacılar antik Perge kentinin aynı yerleşim yeri olabileceğini savunmaktadırlar. Perge kentinde gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda hiçbir Osmanlı buluntusu veya kalıntısına rastlanmmaıştır. Günümüzdeki modern yerleşim yeri Aksu kentin yaklaşık 1 km güneyinde yer almaktadır. Bu nedenlerden dolayı Perge'nin çekirdek yerleşimi Bizans döneminden sonra herhangi bir zamanda halkı tarafından terk edilmiş olmalıdır.

 

Dini Tarih

Pavlus ya da asıl adı ile Saul ve yol arkadaşı Barnabas, Yeni Ahit'de yazılana göre Perge şehrini iki defa ziyaret etmişlerdir.[6] İlk ziyaretlerini misyonerlik görevi ve vaaz vermek için yapmışlardır.[7] Buradan da gemi ile yolculuk etmek üzere 15 km ötesinde bulunan Attalia (Şimdiki Antalya) şehrine vararak güneydoğu yönünde bulunan Antioch(Antakya)'a gitmişlerdir.

 

Yunan kayıtlarında Perge, 13. yüzyıla kadar Pamfilya Bölgesinin metropolisi olarak alıntılanmıştır.

 

Şehrin Kalıntıları

İlk kazıların 1946 yılında İstanbul Üniversitesi ((A.M.Mansel tarafından )) tarafından başlatıldığı Perge'de önemli kalıntılar şunlardır:

 

Tiyatro

Cavea (Seyirci oturma yerlerinin bulunduğu alan), Orkestra ve Scene (Sahne) olmak üzere üç ana bölümden oluşur. Cavea ve sahne arasında orkestraya ayrılan alan, yarım daireden biraz geniştir. Bir dönem orkestra alanında yine aynı dönem popüler olan gladyatör ve vahşi hayvan dövüşleri yapılmıştır. 13000 seyirci kapasitelidir.[8] Alt tarafta 19, üstte 23 oturma sırası vardır. Tiyatroda orkestra kısmının korkuluklarla çevrilmiş olması, burada gladyatör oyunlarının da yapıldığını göstermektedir. Fakat Perge tiyatrosunun en ilginç bölümü sahne binasıdır. 5 kapı ile kulise açılan sahne binasını yüzünde tablolar halinde şarap tanrısı Dionysos’un hayatını anlatan rölyefler vardır. Perge tiyatrosunun sahne binasındaki mermer kabartmalar da adeta bir filmin kareleri gibi betimlenmiştir. Sahne binasının yıkılması sonucu bu kabartmalardan birçoğu ağır hasar görmesine rağmen Dionysos’un hayatını anlatan bölümler oldukça anlaşılır durumdadır.

 

Stadyum

Perge Stadyumu antik dünyadan günümüze kalmış en iyi stadyumlardan biridir. İnce uzun dikdörtgen planlı olan yapının ana malzemesi yörenin doğal taşı olan konglomera bloklarından meydana gelmiştir. 234 x 34 metre boyutlarında olup kuzey kısa kenar nalı şeklinde kapalı güneyi ise açıktır. Yapı her iki uzun kenarda 30'ar kapalı kısa kenarda ise 10 adet olmak üzere 70 kemer sübstrüksiyon üzerine oturtulmuş 11 oturma sırasından meydana gelmiştir. Sıraların yüksekliği 0.436 m. genişliği ise 0.630 m.dir. En üst kademe 3.70 m. genişliğindeki gezi alanı üzerinde arkalıklı sıralardan meydana gelmiştir. Güney kısa kenarda anıtsal bir ahşap girişin bulunduğu sanılmaktadır. Uzun kenarları taşıyan kemer boşlukları dükkân olarak kullanıldığı, üzerlerindeki dükkân sahibinin adı ve satılan malın cinsinin yazıldığı yazıtlardan anlaşılmaktadır. Stadyumun M.S. 1. yüzyılın ikinci yarısında yapılmaya başlandığını söylemek mümkündür. Yaklaşık 12000 kişiliktir.

 

 

Stadyumun Panoramik Görüntüsü

Agora

Şehrin ticari ve politik merkezidir. Ortadaki avlunun etrafında çepeçevre dükkânlar vardır. Bazı dükkânların tabanı mozaikle kaplıdır. Sırasıyla dükkânlardan biri agoraya, diğeri ise agorayı çevreleyen sokaklara açılır. Arazinin eğimine bağlı olarak güney kanattaki dükkânlar iki katlıdır. Doğu Roma İmparatorluğu döneminde batı giriş dışındaki ana girişler duvarla örülerek kapatılmış, kuzey giriş olasılıkla bir şapel olarak kullanılmıştır. Meydanın ortasında 13,40 m Çapında yuvarlak bir yapısı olan agora 75.92 x 75.90 m boyutlarındadır.

 

Sütunlu Cadde

 

Sütunlu Cadde

Akropol eteğinde çeşme(nympheum) ile yerleşim arasında uzanır. Ortasında 2 m. genişliğinde bir su kanalı caddeyi ikiye ayırır.

 

Helenistik Kapı

 

Helenistik Kapı

Helenistik surun doğuda, batıda ve güneyda olmak üzere üç kapısı vardır. Güneydeki bu kapı, avlulu kapı türüne girmektedir. M.Ö. 2. yüzyıla tarihlenen Helenistik kapı, çağın savunma anlayışına dört katlı iki yuvarlak kuleyle korunan ve oval avlulu bir plana sahip anıtsal bir yapıdır. Kapıda üç evrenin varlığı saptanmıştır. M.S. 121 yılında birtakım değişikliklere uğrayarak şeref avlusu haline getirilmiştir. Bu sırada Helenistik duvarların renkli mermerlerle kaplandığı sütunlu bir cephe mimarisi oluşturulduğu, duvarlara açılan nişlere tanrı ve kentin efsanevi kurucularına ait heykellerin konduğu anlaşılmaktadır.

 

Güney Hamamı

 

Güney Hamamı'ndan Bir Görüntü

Kentin en iyi korunmuş yapılarından biri olan Güney Hamamı, Pamfilya Bölgesindeki benzerleriyle karşılaştırıldığında büyüklüğü ve anıtsallığı ile dikkat çeker. Soyunma, soğuk banyo, ılık banyo, sıcak banyo, beden hareketleri(palaestra) gibi farklı işlevlere ayrılmış mekanlar yan yana sıralanmış ve hamama gelen kişinin bir mekandan diğerine geçerek hamam kompleksinden yararlanması sağlanmıştır. Bazı mekanların tabanının altındaki ısıtma sistemi günümüzde görülebilir. Perge Güney Hamamı, M.S. 1. yüzyıldan 5. yüzyıla kadar uzanan farklı evrelere ait inşaat, değişiklik ve ekleme faaliyetlerini yansıtmaktadır.

 

 

Roma Döneminin Gözde Şehri: Perge Antik Kenti

Doğanın ve denizin cömertçe yaratılıp tutkuyla birbirine sarıldığı coğrafyalar vardır. Hem doğal güzellikleriyle hem mavinin çeşit çeşit tonunu barındıran deniziyle, hem yeraltı ve yer üstü zenginlikleriyle ve kültürel mirasıyla anılan, cazibesini konumu ve doğal güzelliklerinden alan şehirlerden birisi olan Antalya, tatile gelenleri aynı zamanda kültürel açıdan da besleyen ve etkileyen bir özelliğe sahip. Antik çağlara ait pek çok uygarlığın izlerini ve somut delillerini topraklarında muhafaza eden Antalya’da adı sıkça anılan ve ilgi gören bölgelerden birisi de Perge’dir.

 

“Dünyanın en güzel yeri” olarak betimlenen Antalya ilinin 18 kilometre doğusunda Aksu ilçesi sınırlarına dahil olan Perge Antik Kenti, Pamfilya bölgesi içindedir.

 

Perge denildiğinde akla gelen anıtsal kapısı, sütunlu caddesi ve nehir tanrısı Kestros heykeli ile hayranlık uyandıran bir güzelliğe sahip olan Perge Antik Kenti diğer mimari unsurlarıyla da ziyaretçilerini, gezerken vaktin nasıl geçtiğini anlamayacak kadar etkiler ve hayran bırakır. Adeta bir açık hava müzesi olan Perge Bergama’da başlayan ve Side’de biten antik yol üzerinde bulunur. Perge, Perge oluşunu biraz da Aksu, eski adıyla Kestros nehrine borçlu olan Perge, bu nehir sayesinde hem verimli topraklara sahip olmuş hem de ulaşımı kolay bir merkez haline gelmiştir. Kestros nehri, şehir sikkelerinin, kabartmaların ve kendi adına yapılan Nehir Tanrısı Kestros heykelinden de anlaşılmaktadır.

 

Perge İ.S 1. yüzyıldan itibaren Anadolu topraklarındaki en önde gelen Roma dönem şehirlerinden birisi olmuştur. Perge’de yapılan kazılarda gün yüzüne çıkartılan heykeller Antalya Müzesi’nde sergileniyor. Roma Dönem eserleri bakımından son derece zengin bir müze olan Antalya Müzesi de Türkiye’deki sayılı müzelerden birisi ve mutlaka gezilip görülmeli…

 

Perge Antik Kent atmosferine dahil olduğunuzda anıtsal özellikteki sur duvarlarının kalıntılarını izleyerek gezinize başlayabilirsiniz. Bu surları oluşturan her bir taşın en az yarım ton ağırlıkta olduğu ve zaman içinde birbirleriyle daha da kaynaşmış oldukları düşünülürse Perge Antik Kentinin haşmeti ve güzelliğinden bir şey kaybetmemiş olması daha kolay anlaşılabilir. Şehre girerken, Perge ismiyle bütünleşmiş yuvarlak planlı iki kulenin ve sur duvarlarının İ.Ö 333 yılında İskender’in bu şehri almasında sonra yapıldığı bilinmektedir.

 

Ağırlıklı olarak Roma döneme ait olan şehir kalıntıları, ait olduğu dönemin efsununu belirgin şekilde üzerinde üzerinde taşır nitelikte. Öyle ki sütunlu caddede yürürken kendinizi o çağın insanı gibi hissediyorsunuz. Perge’de kuzey-güney ve doğu-batı yönünde uzanan iki ana cadde, şehir planının iskeletini oluşturuyor. Şehrin gözbebeği olan yaklaşık 300 metre uzunluğundaki Sütunlu Cadde; Helenistik kapıda başlıyor ve akropolis yamacındaki anıtsal çeşmede sonlanıyor. Sütunlu Caddenin orta yerinde bir su kanalı ve kanalın iki yanında portikolar yer alıyor.

 

Anıtsal çeşme Perge Antik Kentin sembollerinden birisi. Ve bu çeşmenin en etkileyici tarafı da yakınında bulunan ve Aksu Nehri’nin tanrısı olarak bilinen Kestros heykelinin varlığıdır. Çeşmeden akan su yoldaki kanaldan ilerleyerek şehri adeta ikiye böler. Su kanalı tarafından bölünen caddedeki at arabası tekerleklerinin izleri ise sizi adeta bulunduğunuz yere mıhlar ve zaman içinde geriye doğru bir yolculuk yaptırır. Şehrin ortasından geçen bu kanal ayrıca Akdeniz’in kavuran yaz güneşinde, o dönemde şehre doğal bir serinlik da sağlamıştır. 

 

Çeşmeli yoldan geçmiş zamanın silueti içinde ilerlediğinizde şehrin merkez kısmında Apollonius Demetrius takıyla göz göze gelirsiniz. Ama asıl çarpıcı olan siluet şehre girişte sizi karşılayan heybetli iki kule arasındaki Helenistik kapıdır. İ.Ö 2. yüzyılda inşa edilen bu kapı dört katlı ve iki yuvarlak kule şeklinde yapılmıştır.

 

Surlara oyulu nişlerde bulunan tanrı ve önemli kişilerin heykelleri Antalya Arkeoloji Müzesinde muhafaza ediliyor. Bu kuleler aynı zamanda gözetleme kulesidir ve burada duran görevliler hem asayişi sağlar hem de esnafın dürüst çalışıp çalışmadığını gözetlerdi.

 

Agora her antik kentte bulunan ve şimdinin kent meydanı dediğimiz alanlarının benzeridir ve antik çağdaki çarşı pazar, sosyalleşme, bir araya gelme alanıdır.

 

Antik çağın en etkileyici mimari ögelerinden birisi olan hamam yapıları da Perge’de dikkat çeken bölümlerden birisidir. Bu Roma hamamları Helenistik kapının batı yönündedir. Soğukluk, ılıklık ve sıcaklık bölümleri, soyunma odaları, spor odaları gibi teferruatlı ve son derece gelişmiş bölümlerden oluşan bu hamamlar sadece yıkanmanın değil aynı amanda politika, edebiyat, felsefe ve hayata dair sohbetlerin de gerçekleştirildiği sosyal mekanlardı.

 

Perge Antik Kentinin İ.S Yunan ve Roma formunda inşa edilen tiyatro binası yaklaşık 12 bin kişi kapasitelidir

 

Günümüz yerleşiminde şehre giden yol üzerinde ilk karşılaşılan yapı, Yunan-Roma tipinde inşa edilen anıtsal tiyatro binasıdır. Yaklaşık 12 bin kişi kapasiteli olan tiyatro binası mermer dekorasyonlarının çarpıcılığıyla dikkat çeker. Tiyatrodan çıkan heykeller Antalya Müzesinin Perge Tiyatrosu Salonunda görülmeye değer.

 

Perge’nin sessiz ama derinlikli ve büyüleyen atmosferinde yol alırken Perge Stadyumunun at nalı formundaki yapısı hemen göze çarpar. Zamanında burada yapılan gladyatör ve vahşi hayvan dövüşleri sebebiyle stadyumun kuzey tarafı kafeslerle donatılmış ve bir arena oluşturulmuş.

 

Perge Antalya için tarihi miras anlamında bir şanstır. Antalya merkeze yakın oluşu, şehri simgeleyen yapıları, özellikle giriş kısmındaki kuleleri, dudak uçuklatacak bir işçilikle yapılmış; sabrın ve sanatsal yeteneğin benzersiz bir yansıması olan Perge Antik Kenti, Antalya geziniz sırasında mutlaka ziyaret etmeniz ve Antalya turistik yerler listenize mutlaka eklemeniz gereken bir nokta olarak not düşülebilir.

 

Perge'deki diğer yapılar, nekropol, surlar, gymnasium, anıtsal çeşme ve kapılardır.

 

TARİHİN KALINTILARI | Perge Antik Kentini Tanıyalım

Web ve grafik tasarım alanında çalışan bir tasarımcıyım. Estetik, performans ve kullanıcı deneyimini bir arada düşünerek projeler üretiyorum. Aynı zamanda blog yazarıyım; web, tasarım ve dijital dünyaya dair öğrendiklerimi sade ve faydalı içerikler halinde paylaşıyorum.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Yorumlar

https://www.blog.delitavsan.com/assets/images/user-avatar-s.jpg

0 comment

Write the first comment for this!

Facebook Yorumları